13.06.2026 Cumartesi
Bugün Jolly Tur'la Isparta Gül Hasatı Turu'na katıldım.
Dün gece tur aracının 21.30'da bizi -ben ve Defne- Atatürk Airport Avm otoparkından alması ile yolculuğumuz başladı.
Uzun uzun ve çok rahatsız bir yolculuktan sonra sabah 05.00 gibi Afyon'da çok güzel bir dinlenme tesisine geldik.
Kolaylı Dinlenme Tesisleri imiş burası.
Gayet temiz ferah bir dinlenme tesisi idi.
Her tarafta çeşit çeşit renk renk güller vardı.
Bize burada kahvaltı yapmamızı söylediler çünkü bir daha kahvaltı molası olmayacakmış.
Daha saat 06.00 bile değildi.
Ben hiçbir şey yiyebilecek durumda değildim lakin Defne yine de bu saatte patates kızartması istedi. İnanamadım ama hepsini de yedi maşallah. Yanına da 2 tane çay aldım.
( Kolaylı Dinlenme Tesisleri patates kızartması ve 2 çay: 230 TL)
Sonra da hemen mescide gittik. Otobüste benim koltuğumun şarjı çalışmıyordu. Telefonumu şarj edebilmek için priz bakmaya geldim. Varmış.
Mescid de tertemiz mis gibiydi. Dışarıda hava yeni yeni aydınlanıyordu. Kuşlar bu seher vaktinde güzel güzel ötüyordu. Defne bile "Burada kuşlar ne kadar da güzel ötüyor." dedi.
Bu arada bunları şimdi yazarken seher vakti denilince aklıma geldi. Benim annemin bababaannesinin ismi Seher. Ne kadar da güzel bir isimmiş. Neden kızıma Seher ismini koymayı hiç düşünmedim ki?
Seher babaannemin annesi ( 4 nesil öcesinden bahsediyorum.) acem diyarından imiş. İsmini bilmediğim Erzurum'lu dedem onu İran taraflarından kaçırmış, ismini bilmediğim köyüne getirmiş. O kızın ismi ise Gülizarmış. Gülizar ismi de bak şimdi çok hoşuma gitti.
Bu evlilikten de işte benim annemin babaannesi, Seher babaannem doğmuş. Bildiğim kadarı ile Seher babaannemin kardeşi olmamış.
Seher babaannem altı yaşında iken çok korkunç bir olay gerçekleşmiş. Savaş sıraları imiş. Ermeniler bizim köyün erkeklerini camiye doldurup ateşe vermişler yani Seher babaannemin ismini hiç bilmediğim babasını Ermeniler camide canlı canlı yakmış.
Dedemin vefatından sonra Gülizar anneyi miras alamasın diye ( Çünkü köyden değil acem diyarından kaçırılmış. ) melun akrabaları köyden atmışlar. O da onları mahkemeye vermiş. Seher babaannem o günleri hatırlıyormuş. Kuzenleri ile mahkemenin önünde oynarken içeride mahkeme salonunda biz bu kadını ve kızını tanımıyoruz demişler cehenneme odun olası akrabaları.
Sonra ana kızın hayatı çok zor geçmiş. Ne yemişler ne içmişler nasıl yaşamışlar nereye gitmişler ben bilmiyorum. Babaannem çok konuşmazdı böyle şeyleri. Bu olayları dayılarımdan ve annemden öğrendim ben.
Arada neler olmuş neler bitmiş bilmiyoruz.
Biraz büyüyünce Ankara'da Demir dedemle evlenmiş.
Demir dedem çok iyi bir insanmış. Anladığım kadarı ile Seher babaannemle mutlu bir evlilikleri olmuş. Annem ara ara Demir dedem ve Seher babaannem ile ilgili güzel hatıralar anlatır. ( Şu anda evimde Demir dedemin askerde iken kullandığı bir kaşık ve bir çatalı hâlâ hatıra olarak saklıyorum.)
Bu arada Seher babaannemin soyadı Açıkel idi ama nedense oğlunun -yani benim annemin babası- soyismi Eliaçık olmuş. Aman iyi ki de böyle bir karışıklık olmuş. Çünkü Seher babaannemin oğlu ve gelini ile aynı soyismi taşımadığına seviniyorum.
Açıkel demişken de şunu da anlatayım. Her ne kadar Seher babaannem Demir dedemle evlendikten sonra soyismi Açıkel olmuşsa da kendisi gelecekteki soyismi gibi cömert biri imiş.
Bir gün Gülizar anne akşam yemeği için koca bir tabak köfte kızartmış. Henüz daha küçük bir çocuk olan Seher babaannem de köfteleri götürüp sokaktaki aç çocuklara dağıtmış, hep beraber bütün köfteleri bir güzel yemişler. Akşam yemeği vakti gelip de tabağı boş gören Gülizar anne öyle bir sinirlenmiş ki babaannemi kaptığı gibi elinden ısırmış. Öyle bir ısırmış ki annem 80 yaşında kadının elinde yani Seher babaannemin elinde o diş izlerini gördüğünü söyler.
Seher babaannemin tek bir tane çocuğu olmuş, o da annemin babası oluyor.
Dedem anneannemle evlendikten sonra Seher babannemler onlara destek olmak için Ankara'daki kendi müstakil evlerini satmış parasını tek oğluna yani dedemlere vermiş ama sonra gelini yani anneannem oluyor bu kişi onu evinde istememiş.
Minicik çok minicik bir evde Ankara'da kirada yaşıyordu babaannem. Soğuk bir kış annem kıyamadı onu yanına davet etti. Böylece Seher babaannem bir müddet Kayseri'de bizimle yaşadı. Bir ara da Biga'ya teyzeme gitti. Böylece bir annemle bir teyzemle yani torunları ile yaşadı son yıllarını.
Kayseri'de iken Erciyes'i gören penceremizin başına oturur, aramızda dağlar dağlar karlı dağlar var derdi ıslak gözleri ile. ( Hepimiz tek çocuğunu, tek oğlunu özlediğini bilirdik.)
Gariban kimsesiz mazlum Seher...
Seher babaannem ben lise 1. sınıfta iken vefat etti. Annem küçük kardeşimi de alıp memlekete, Edremit'e gitmişti. Büyük kardeşim ile ben babamla kalıyorduk. Babam bir akşam gelip babaanneniz vefat etmiş dua edin ona deyip ağlamıştı. Babamı ömrümde iki kere ağlarken gördüm. Bir küçük kardeşim hastanede yattığı zaman bir de Seher babaannem vefat ettiğinde. O kadar üzgündü ki o akşam babacığım hep Kuran okumuştu. Canım merhametli güzel ahlaklı babacığım benim.
Ben ölüm haberini alınca pek de üzülmemiştim.
Herhangi bir bağlılık hissetmiyordum ona karşı.
Bence anlamıyordum.
Empati duygum henüz gelişmemişti.
Belki de o zamalar babaannemin durumunu kavrayacak kapasitede değildim.
Şimdi 50 yaşına gelmiş olan ben, bu kimsesiz, yapayalnız, gelini tarafından istenmeyen bu yüzden torunlarında kalmak zorunda kalan, hayırsız oğlunu her daim çok özleyen bu gariban kadına karşı derin bir sevgi hissediyorum
Hatta onu özlüyorum.
Abdülkadir ( Seher babaannemin oğlu benim de dedem olur kendisi) vefat edince de yeni bir mezar kazmadılar. Seher babaannemin kucağına verdiler. Yani sağlığında göremediği hep hasret kaldığı oğlu ile artık ebediyen koyun koyuna yatıyor benim Seher babaanneciğim.
Seher babaannem Edremit kabristanında yatıyor. Dedemi hiç sevmediğimden herhalde neredeyse hiç gitmedim onun yanına.
Ama bu yaz kararlıyım. Gidip mezarına bir gül fidanı dikmek istiyorum.
Çünkü Seher babaannem gül gibi bir kadındı.
Esmer hem de çok esmerdi. 42-43 kilo geliyordu. Kuş gibi hafifti. Zaten kuş kadar yemek yerdi. Tertemizdi üstünde başında bir kere bile bir leke pislik vs görmedim. Hep bir takva örtüsü takardı. Namazını orucunu hiç kaçırmazdı. 80 küsür yaşına rağmen iç oturmaz sürekli işlenirdi. Darmadağınık anneme rağmen onun sayesinde evimiz her daim derli toplu temiz olurdu.
Ben ders çalışırken mutlaka meyvemi çerezimi yanıma getirirdi. Sevgisini hep hissettirdi ama ben ona hiç hissettiremedim.
Kendisi 2 gün hasta yatıp 3. gün kendi kendine gece uykusunda yatağında vefat etmiş.
2 gün yatak 3. gün toprak derler ya büyükler babaannemin duası kabul olmuş görünüşe göre.
Bende etkisi büyüktür babaannemin.
Bazen ölünce onu yeniden görebilme konuşabilme ihtimali beni gülümsetir.
Canım bababannem ruhun şad olsun. Seviyorum seni. )
....
Evet seher vakti mescide telefonumu şarj etmek için gitmiştik.
Sabaha kadar koltuklarda yolculuk yaptığımız için halılara uzandığımız anda nasıl rahat ettik anlatamam. Nasıl yorulduysak direkt güzel bir uykuya daldık. -Sadece 10 dakikacık sürdü.
Sonra otobüsümüze binip devam ettik.
Isparta Gönen Güneykent Beldesi'ne geldik.
Buralar çok güzel. Evler bahçeler dağlar tepeler her yer çok güzel.
Her yer gül bahçesi.
Bu erken saatlerde köy sakinleri hasat yapıyor.
Isparta gülü sabah erkenden güneş daha etrafı ısıtmadan üzerindeki çiğler buharlaşmadan toplanırmış ki aromasını kaybetmesin.
Buralar bu mevsim muhteşem görünüyor.
Kocaman devasa bir gül bahçesine geldik.
O kadar güzeldi ki...
Hemen güllerin arasında gezinmeye başladık.
Her yer mis gibi kokuyordu.
Etrafta daha önce hiç duymadığim kuş sesleri vardı.
Herkes ellerinde keseler mutlulukla gül toplamaya başladı.
Herkes gülüyor ah ne güzel ne güzel diyordu.
Ben gül toplamadım. Sadece onları sevdim kokladım. Çünkü topladığım güllerden reçel yapamam, kurutayım desem bu güller ben eve gelinceye kadar pörsür. Bu güzelliklere yazık etmeyim dedim.
Herkes mutlu mutlu dolanıyordu.
Bugün için burası şiddetli şimşekli gök gürültülü yağmur gösteriyordu. Bahçe çamurlu ise otobüsten bile indirmiyorlarmış.
Çok şanslıyız ki biz gül bahçesinde iken yağmadı biz de rahat rahat dolandık.
Burada mutlu mutlu epey bir vakit geçirdiktem sonra istemeye istemeye buralara doyamadan aracımıza bindik.
Aracımız anında gül kokusu ile doldu.
Güneykent Beldesi'ne geri döndük. Gülbirlik diğer adı ile Rosense Mağazası'na geçtik. Burası gül yağı fabrikası imiş aynı zamanda.
Bizi önce tarihi gül yağı fabrikasına götürdüler. Güllere ne gibi işlemler yapılıyor anlattılar.
Devasa kazanlar, devasa imbikler, devasa cam saklama kapları gördük.
4 ton gülden sadece 1 kg gül yağı çıkıyormuş.
Rosense adı gülbirlik ürünleri yurtdışına açılınca daha sempatik dursun diye konulmuş. İkisi de aynı firma imiş.
Türkiye'ye bu güller ilk Bulgaristan'dan gelmiş.
Daha pek çok bilgi...
Sonra da alışveriş faslına geçtik.
Ben mağazada ne gördüm ise aldım. Hepsi de ihtiyacım zaten.
1 gr gülyağı 1250 TL
2 adet gülsuyu 280x2 = 560 TL
Fıs fıs gülsuyu 110 TL
Gül kolonyası 180 TL
Gül banyo sabunu 110 TL
Lavanta banyo sabunu 100 TL
Gül sıvı el sabunu 120 TL
Gül reçeli
Gül kremi 180 TL
2 adet gül el kremi 50x2= 100 TL
Gül duş jeli 155 TL
Gül vücut peelingi 225 TL
Gül aromalı body misk 235 TL
Lavanta aromalı body misk 235 TL
Gül roll on 110 TL
2 paket Gül lokumu 120x2=240
Toplam 4.140 TL
Bu arada Defne ile elimizde sepeti daha doğrusu sepetleri gören tur rehberimiz ve şoförler bütün mağazayı toplamışsın abla sen bu grubun en zenginisin galiba diye takıldılar. Sonra da zengin abla muhabbeti yol boyu devam etti durdu.
(Gülbirlik Fabrika Satış Mağazası alışveriş 4.140 TL)
Buradan kafeye geçtik.
Defne çay istedi. Ben de çay ve patatesli gözleme istedim.
Gözleme gayet güzeldi.
Defne sonra dondurma istedi.
Buralarda İrfando diye bir dondurma markası var. Isparta'da her yerde İrfando satılıyor. Oradan kakaolu dondurma aldık. Defne defalarca dondurma çok güzelmiş anne dedi.
( Çay: 30 TL
1 patatesli gözleme artı çay : 230 TL
İrfando Dondurma: 65 TL)
Buradan otobüsümüze atlayıp Eğirdir Gölü'ne geldik.
Burada yemek molası ve serbest zaman verildi.
Önce Defne ile gölün etrafında yürüyüş yaptık.
Sonra da Sönmez Kebap'a geldik. Defne tavuk kanat istedi. Ben de çay aldım. Başım şiddetle ağrıyordu. Restoran istemediğim halde sürekli çay takviyesi yaptı.
Bir ara arka tarafta bu restoranın kabak tatlısının meşhur olduğundan bahsediliyordu. Ben de o zaman ben o tatlıdan alayım dedim ki aslında hiç de yiyebilecek halde değildim.
Başımın ağrısı geçsin istiyordum. Demli demli içtiğim acı çaylar midemi mahvetmişti belki midemi de biraz nötrler diye istedim.
Gerçekten de çok güzeldi ki düşünün ben kabak tatlısını hiç sevmem. Ama zaten bu tatlı kabak tatlısına da pek benzemiyordu. Kabakları incecik yaprak yaprak doğrayıp nasıl pişirmişlerse şekerleme gibi sert bir hale getirmişler. Üstüne tahin ve ceviz.
Muhteşemdi.
Meğerse tesadüfen yediğim bu tatlının patentini bile almış bu restoran.
(Sönmez Kebap'ta 1 tavuk kanat 450, 1 kola 100, 1 kabak tatlısı 250 Toplam 800 TL)
Biz Sönmez Kebap'ta otururken beklenen yağmur da geldi. Şakır şakır yağmur yağmaya başladı. Biz de mecburen burada oturmaya devam ettik. Ben yine telefon için priz ararken karı koca birlikte tura katılmış olan emekli çiftin yanına geçtim, muhabbet epey güzeldi.
Ne güzel insanlar var bu hayatta...
Sonra vakit gelince rehberimizle buluştuk.
Yürüyerek Hızır Bey Camisi ve Dündar Bey Medresesi'ne gittik.
Bu sırada yağmurluklarımızı giydik ki iyi ki de ihmal etmemiş ve yanıma almışım.
Burada buranın yerlisi bir bey bize buraları anlattı. Cami ve medrese hakkında bilgi verdi. Kendisi o kadar coşkulu idi ki kalkın hadi cenge dese Allahüekber deyip peşinden giderdik herhalde.
Bu camide sütun olarak ahşap kullanılmış. Bu ağaçlar katran ağacı imiş çok sağlam görünüyor. Cami ayrıca çok güzel kokuyor. Buranın kokusu tıpkı Mekke ve Medine'ye gönderilenler gibi burada yani Isparta'da özel bir karışım olarak üretiliyormuş.
Caminin hemem karşısında ise medrese var.
Buradan Defne'ye hatıra ametist bilekliğini aldık.
(Bileklik 160 TL)
Sonra aracımıza geldik ve Isparta'ya doğru yol aldık. Isparta'ya geldiğimizde hâlâ yağmur yağıyordu.
Firdevs Camisi'ni de gördükten sonra otelimize geçtik.
Artan Otel tam Isparta'nın kalbinde küçük ama sevimli bir otel.
Başta bizim gruptakiler Jolly Tur bu oteli niye ayarlamış diye baya dır dır ettiler. Hayatımızda bu kadar kötü bir yerde kalmamıştık deyip herkesi darladılar.
Sorun şurada başladı. Otel tam merkezde olduğu için ve oraya yol olmadığı için otobüs anayolda indirdi. Biz de en fazla bir 20-30 metre yürüdük. Neden tam otelin önünde inmiyor muşuz? Bu otel kaç yıldızlı imiş... Vır vır vır...
Zaten şöyle bir durum var:
Daha önce Doğu Anadolu Turu ve Hakkari Turu'na katıldığımda yolcular hep uyumlu idi. Sorun çözücü idiler. Böyle daha kısa daha ucuz ve popüler rotalarda ise genellikle insanlar sorunlu çıkıyor hep söyleniyorlar. Kapadokya'ya gittiğimde de farketmiştim. Oradakiler de huysuzdu.
Mesela diğer turlarda bir dakika bile geç kalma olmuyordu. Rehber saat 07. 00'de aracımız hareket edecektir dediğinde herkes 5 dakika öncesinden arabaya yerleşiyordu. Kimseyi beklemiyorduk.
Burada insanlar tam kalkış saatinde bakıyorum hâlâ restoranda oturuyor ya da daha yeni bir sigara yakıyor, hiçbir hareketlenme bile yok. Her yere geç geldiler. Mesela araç hareket saati 21.15 deniyorsa bizim grup onu 21.30 olarak kabul ediyor. Bu insanlarda diğerleri beklerlerse beklesinler mantığı var.
Bir de sürekli homurdanıyorlar. Herşeye ama herşeye bir kusur buluyorlar. Mesela tuvalet neden o tarafta değil de bu tarafta. Yani insan wc'yi sağ tarafa değil de sol tarafa koyuldu diye neden söylenme ihtiyacı hisseder ki.. Arkadaki bayanlardan biri neye canı sıkıldıysa bir üflüyor ta nefes dalgası bize kadar geliyor. Hep ıh ıh. Yarabbim bunlarla yaşamak ne zordur. Çoluk çocuk varsa ne darlıyorlardır.
Neyse işte gruptakilere hiç katılmıyorum bence otel gayet iyiydi. Tamam 5 yıldızlı değildi ama odamıza gittik yerleştik dinlendik sonra çıktık direkt Isparta merkezdeyiz. Konumu harika. Isparta'ya gelsem ben bu otelde kalırım.
Evet odamıza yerleştikten ve biraz dinlendikten sonra çıktık. Önce meydanı dolaştık. Camiler tarihi yapılar çay bahçeleri ile Isparta çok güzeldi.
Bir yandan tarihi yerleri dolaşırken bir yandan da alışveriş yaptık. Defne'ye bir çanta aldık.
Defneye çanta: 300 TL
Sonra ilerleyen saatlerde tavsiye üzerinde otelin hemen yakınındaki Ferah Kebap'a geldik.
Tam merkezde çok temiz çok nezih adı gibi ferah bir mekandı.
Defne tavuk kanat olmadığı için bir şey istemedi. Zaten öğle yemeğinde yemişti.
Ben Isparta Kebap denemek istedim bir de Kabune pilavı istedim.( Tur arkadaşımdan biri mutlaka Kabune isteyin demişti.) İçecek olarak şekersiz bir şey yoktu. Garson hoşaf getireyim mi dedi. İyi peki hoşaf olsun dedim.
Önce sıcak sıcak kabune pilavı geldi.
Kabune pilavı benim de ara ara yaptığım etli nohutlu pilavmış.
Çok şükür Defne çok sevdi bütün tabağı yedi.
Hiç beklemeden de Isparta kebabım geldi.
Isparta kebabı ise, uzun süre pişmiş belli ki, harika bir et ve yanında terayağı gezdirilmiş pide ile gelen bir yemek. Kuzu ya da oğlak eti olabilir. Daha önce buna benzer birşey yemediğim için yorum yapamıyorum ama gayet güzel bir et geldi.
Bakır kaplarda servis edilen pilav ve etin yanında bakır bir kasede gelen hoşaf da muhteşem ötesi idi. En son ne zaman hoşaf içtim hatırlamıyorum.
Isparta Kebap: 850 TL
Kabune 250 TL
Hoşaf 100 TL
Kola 100 TL
Ferah Kebap: 1.300 TL
Buradan çıkınca artık otelimize döndük.
Tam otelin arkasında harika bir çay bahçesi vardı. Gece buraya çay içmeye gelelim dedik.-ama gelemedik akşam yorgunluktan yerimizden kıpırdayamadık bile-
Otele döndüğümüzde daha çok erkendi. Epey bir dinlendik ve erkenden uyuyakalmışız.
İlk günümüz harika geçti.














Hiç yorum yok:
Yorum Gönder