6/17/2026

SAGALASSOS ANTİK KENTİ, SALDA GÖLÜ

14.06.2026 Pazar

Bugün sabah erkenden daha 06.00 bile olmadan uyandım.

Kahvaltımız 07.00'de başladı. 

Kahvaltı çok çok iyiydi. Van'da Van Kahvaltısı diye aldığımız hizmetten kat be katını bu 3 yıldızlı otel sundu.

08:15'de aracımız Isparta Merkez'den kalktı. 

İlk durağımız Sagalassos Antik Kenti idi.

Ben aslında bu tura sadece burayı görmek için katıldım.

Yıllardır burayı takip ediyorum ve çok merak ediyordum.

Onun için bugün benim için çok heyecan verici oldu. 

Yollar çok güzeldi. 

Isparta-Burdur köyleri öyle güzel ki.

Her taraf yemyeşil. 

Evler bahçeler tarlalar insana sevinç veriyor.

Sagalassos Antik Kenti'ne giderken Ağlasun İlçesinden geçtik. Çok güzel bir yer. Ben İstanbul'da yaşamasam buralarda yaşayabilirim hissi bile geçti içimden. 

Yukarıda fotoğrafta görülen yerleşim yeri Ağlasun.

Sagalassos Antik Kenti epey bir tepede.

 Eskiden zengin insanlar tanrılara yakın olabilmek için şehirlerini tepelere kurarlarmış.

Sagalassos Antik Kenti'nde Müze Kart geçiyor. Bunun dışında ögretmenlere ve çocuklara ücretsiz.

Jolly Tur rehberimiz Erman Bey Sagalassos hakkında epey bir bilgi verdi. Bir rehberle böyle yerleri gezmek çok başka. 

Kente girişte hamam var. Gelenler önce hamamda temizlenir ve bir müddet burada kalması sağlanırmış hastalık varsa bulaşmasın diye. Bir nevi karantina yani.

Biraz yukarıda tüccarların satış yaptığı pazar yeri var. Daha da yukarıda ise bir meydan var ki fotoğraflarda hep burası gösterilir. 

2000 yıl önce yapılan bir çeşmenin hâlâ akıyor olması muhteşem...

 Sagalassos Antik Kenti'nin çok büyük kısmı şu anda toprak altında imiş. 

Geçmişte hristiyanlar tüm heykelleri parçaladıkları için bazı paganlar heykelleri yer altına gömmüşler bu yüzden de orijinal heykeller de günümüze kadar bozulmadan gelebilmiş.

Buradaki heykeller orijinal değilmiş. Orijinalleri Burdur Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyormuş. Ama orayı gezmedik. Tek gelsem mutlaka Burdur'u da gezer müzeye mutlaka uğrardım

Daha pek çok bilgi verdi rehberimiz.  

Üst taraflarda antik tiyatroyu mezarları manzarayı da izledikten sonra buradan çıktık. 

Çok güzel bir seyir terası yapmışlar. Burada herkes çay kahve içti. Defne de Niğde Gazozu istedi. 

Seyir terasından da muhteşem manzaraları izledikten sonra yeniden aracımıza geçtik.









Sagalassos Antik Kenti'ni görebildiğime çok memnunum. 

Harikaydı.

Daha sonra ise yine çok güzel manzaralar seyrede seyrede virajlı yollarda içimiz dışımıza çıka çıka Salda Gölü'ne geldik. İndiğimde artık her yanım sallanıyordu. Yol çok yormuştu. Önce biraz kendimize gelelim dedik. Hem ayaklarım açılsın hem kafamdaki uğultu geçsin diye biraz dolandık. Oradaki minik dükkanları gezdik. Zaten 3-4 tane. Pek bir şey yok.

Sonra da öğle yemeğine geçtik. 

Defne tavuk şiş aldı ben de körili tavuk aldım. Sonra bize buraların meşhur gazozlarından getirdiler meyve suyu istediğim halde. Olsun denemiş olum. Hiç beğenmedim bu arada. Ama görsel olarak çok tatlı hir rengi vardı. Buranın lavantalı gazozu meşhurmuş. Onlar da lila rengi. Herkes bu uçuk mor gazozlardan içti hatta şişe eve aldılar. Ben gazlı içecek sevmediğimden hoşuma gitmedi. 

Yemek güzeldi, oldukça lezzetli idi.  

(Salda Belediye Tesisler öğle yemeği 810 TL)

Hesabı öderken görevli buranın ceviz ezmesi çok meşhur ister misiniz dedi. Oradakiler de çok güzel mutlaka alın dediler. 

Hadi bir deneyelim diye aldım sonra okulda arkadaşlara da dağıtırım diye 2 paket daha aldım. ( Ceviz ezmeleri gerçekten de muhteşemmiş. Bir paketini Defne'nin babasına verdim. Diğer iki paketi ise dağıtacaktım ama vazgeçtim kendime sakladım. Keşke bir kaç paket daha alsaydım. Okulda arkadaşlar için zaten güllü lokum almıştım. )


Burtat Burdur Ceviz ezmesi bir paket 190 TL.

Sonra da tesisin önündeki gölgelik alanda banklarda çay kahve içtik. Defne de arkadaşı ile sallandı.  Burası da ferah temiz güzel bir enerjisi olan çok hoş bir yerdi. 

Biraz dinlendikten sonra Salda Gölü'ne gittik.

Salda Gölü masmavi turkuaz rengi ile dünyada bir tane imiş. Ama biz gittiğimizde sahil bembeyaz değil kapkara idi. 


Evet eskiden bu sahil bembeyazmış ama sonra iş makinaları gelip kamyon kamyon kumu taşımışlar.

Başta inanamadım mevsimseldir çok yağmur yağdı ya o yüzdendir dedim ama daha önceden buraya gelenler hepsi aynı şeyi söyledi. 

Söylenenlere göre buranın kumu satılmış. 

Zehir zıkkım olsun inş.

Rehberimiz üniversiteyi Isparta'da okumuş. Gerçekten de böyle bir şey var mı diye sorduğum da bu konuda konuşmak istemiyorum dedi. 

Adam haklı tabi.

Mesela Salda Gölü'nün eşsiz kumu nerede diye sorsam kamyon kamyon bu eşsiz benzersiz kumu çalanlar değil de bu soruyu soran ben suçlu oluyorum hatta vatan haini ilan ediliyorum. 

Bir de burada şunu da ekleyeceğim; Sagalassos Antik Kenti'ni anlatırken bir ara Erman Bey şuna benzer belki on cümle kurdu; Şimdi hiç kimse siyasete çekmesin kimseyi hiç bir zümreyi hiç bir partiyi  kasdetmiyorum sadece tarihi bir bilgi veriyorum. Sakın herhangi bir yorum yapmayın. 

 Antoninler nasıl bu kadar muhteşem bir anıt yaptılar, çünkü çok zenginlerdi, sanattan anlıyorlardı ve zenginliklerini göstermek geleceğe bir hatıra bırakmak istediler. Peki nasıl zenginleştiler? Liyakate dayalı bir sistem geliştirdiler. Kral oğullarını ya da yakınlarını başa geçirmediler her işi layığına vermeye çalıştılar vs vs

Şimdi soruyorum ben de,  sadece kendime soruyorum;


Liyakate önem verdiler demek ne zamandan beri bu kadar tehlikeli bir cümle oldu?


 da bu adam, Erman Bey bunu söylemeden önce belki 10 kere kimseyi hiç bir grubu kasdetmiyorum bir yere çekmeyin demek zorunda kaldı.

Salda gölü kenarında yürüdük ayaklarımızı suya soktuk. Mayolarımızı almak neden aklımıza hiç gelmedi diye de epey hayıflandık.

Salda Gölü'nü de gördük çok şükür. Bana göre şu anda diğer göllerden farklı değil. Daha da gelmem herhalde.

 15.15 itibarı ile aracımız Salda Gölü'nden hareket etti. 

Uzun uzun rahatsız bir yolculuktan sonra çok şükür çok da trafiğe takılmadan gece 2 civarı Yenibosna'ya indik. 

Defne'nin babası bizi karşıladı eve getirdi çok şükür. 

Eve gelir gelmez bir dinlenme tesisinden -hangisi unuttum o kadar çok durduk ki- aldığım muhteşem kirazları yedik. Böyle muhteşem kiraz ömrümde bir kaç kere görmüşümdür.

Yolda midemiz bozulur diye ellememiştik.

( Bir kilo kiraz 250 TL)

Sonra da yattık ki gece 03:30 civarı idi.

Bir kaç saat sonra kalktık. Defne kendi okuluna gitmedi. Benimle geldi. Ben de nöbetçi idim ve 8 saat dersim vardı. 

Pazartesi biraz zor geçti.

Okul işlerim bu aralar o kadar yoğun ki bu yazıyı ancak bugün bitirebildim.

...

Çok güzel bir hafta sonu geçirdim.

Gezime bayıldım.

Bizim grup hani sürekli söylenen mıy mıy kadınlar var ya seyahatimizle ilgili öyle güzel şeyler yazmışlar ki hem şaşırdım hem de çok duygulandım. Herkes ne kadar güzel bir gezi olduğundan bahsetmiş.  Erman Bey bile yazılanlara şaşkınlığını gizleyemedi.

İyi ki de gitmişim. 

Hayatımda çok güzel bir tecrübe bir anı oldu. 

Defne bile beğendi yani.

İnşallah bir gün kendi arabamla rahat rahat istediğim gibi gezme imkanım da olur buraları. 


Jolly Tur Tur ücreti  iki kişi 10.000 TL

Gülbirlik Fabrika Satış Mağazası  4.420 TL

Ceviz Ezmeleri 3x190= 570 TL


Afyon Kahvaltı 230 TL

Gülbirlik Kahvaltı 280 TL

Isparta kahvaltı simit 30 TL


Eğirdir Öğle Yemeği Sönmez Kebap 800 TL

Salda Tesisler Öğle Yemeği 810 TL


Isparta Akşam Yemeği Ferah Kebap  1300 TL

Afyon akşam yemeği bisküvi 65 TL


Salda Gölü'nde çay ve kahve 135 TL

Gülbirlik  Dondurma 60 TL

Eğirdir Dondurma 100 TL

Afyon Dondurma 205 TL

Sagalassos Gazoz 60 TL


Hatıra Bileklik 160 TL

Çanta 300 TL


TOPLAM: 19.245 


ISPARTA GÜL HASATI

13.06.2026 Cumartesi

Bugün Jolly Tur'la Isparta Gül Hasatı Turu'na katıldım.

6/06/2026

VAN, BİR DOĞU HİKAYESİ 5. GÜN

31.05.2026 Pazar

Bugün Karaca Otel'den ayrılış saatimiz 09:45.

Sabah otelde bir Van kahvaltısı alacağımız söylendi. 

VANADOKYA, AKDAMAR KİLİSESİ,VAN, BİR DOĞU HİKAYESİ TURU 4. GÜN

 30.05.2026 Cumartesi

Yüksekova'da sabah kahvaltı 07.00'de başlıyordu. Hareket saatimiz ise 08.30'du.

Yüksekova'dan Van Başkale'ye doğru yolculuğumuz başladı.

HAKKARİ, KAVAL ŞELALESİ, ŞİVİŞK VADİSİ, BİR DOĞU HİKAYESİ 3. GÜN

 29.05.2026 Cuma

Bugün sabah kahvaltı 7.00'de başlıyordu. Hareket saatimiz ise 08.00'de idi.

CİZRE,KASRİK BOĞAZI, ÇUKURCA, HAKKARİ, BİR DOĞU HİKAYESİ TURU 2. GÜN


 28.05.2026 Perşembe

Bugün sabah 05.00'de uyandım. Otelimizden manzara çok hoştu. Önümüzde kocaman masmavi bir yüzme havuzu var.

Kahvaltı 06.00'da başlıyordu. Matiat Otel'de güzel kahvaltımızı aldıktan sonra 07.15'de yola çıktık. 

BATMAN, HASANKEYF, MOR GABRİEL MANASTIRI, KİWEX EZİDİ KÖYÜ, MİDYAT, BİR DOĞU HİKAYESİ TURU 1. GÜN


 27.05.2026 Çarşamba

Bu sene Kurban Bayramı'nda Jolly Tur'la Bir Doğu Hikayesi, Hakkari Turu'na katıldım. 

5/22/2026

AYNALIKAVAK KASRI, RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ, MİNİATÜRK GEZİSİ

 20.05.2026 Çarşamba

Aslında bugün Heybeliada'ya gidecektim. Lakin Defne'nin babası Defne'yi okuldan alırım fakat akşam maçım var erken gel dediği için gezimi iptal etmek zorunda kaldım. 

Başka da bir yere gitmek istemedi canım, ben de herhangi bir plan yapmadım. 

Sabah uyanınca ama yine de hazırlandım.  Defne'yi okula bıraktım. Yolda daha önce hiç gitmediğim Aynalıkavak Kasrı'na gitmeye karar verdim.

5/15/2026

AŞİYAN MÜZESİ , TEVFİK FİKRET'İN EVİ, OTAĞTEPE FATİH KORUSU, HİDİV KASRI

 13.05.2026 Çarşamba

Çoğu zaman olduğu gibi bu sabah da hiç yerimden kıpırdayasım yoktu. Defne'yi okula bıraktıktan sonra eve geçip evi temizleyeyim çamaşırları yıkayayım yemek yapayım işlerimi bitireyim, hiç bir şey yapamasam da sadece yatayım zaman geçsin bitsin diyordum. 

Geçen çarşamba da canım hiçbir şey istememiş ve bir yerlere çıkmamıştım. Son haftalarda gelip de gitmek bilmeyen kederim yüzünden hep evde olmak, hiçbir şey yapmadan öylece bomboş oturmak istiyorum. 

Bu hafta bir değişiklik yapayım bu çarşamba evde değil de biraz da boğazda gezerken canım sıkılsın depresyonuma biraz da oralarda gireyim diyerek kendimi zorla yola attım.

Erguvan mevsimi geldi geçiyor bile. Erguvanlar en güzel Otağtepe'de oluyor. Oradan şöyle bir Boğaziçi'ne bakayım biraz içim ferahlasın dedim.

Otağtepe bana 26 km uzaklıkta ve karşı tarafta Beykoz'da.

Bismillah deyip yola çıktım.

Her çarşamba olduğu gibi bu sabah da trafik çok fena idi. 

Tema İstanbul'da başlayan sıkışıklık Levent  sapağına kadar devam etti. Dur kalk dur kalk trafik akmak bilmedi. 

Bu sabah güneş de nasıl fena nasıl yakıcı. Hep de ön camdan yüzüme yüzüme vurdu.

Kaç kez acaba yanlışlıkla ısıtıcıyı mı açtım diyerek klimayı kontrol ettim, dışarıdan öyle bir yakıcı sıcak vuruyordu.

Bugün trafikten daha çok sıcak daha doğrusu yüzüme vuran güneş mahvetti beni. 

 Evden 8:20 gibi çıkmıştım. Otağtepe'ye vardığımda saat 10:40 olmuştu.

Yine çok sakindi Otağtepe. Otoparkta sadece bir iki araç vardı. (Otopark ücretsiz.)

Otağtepe Fatih Korusu'na her baharda erguvan zamanı erguvanları görmek için mutlaka gitmeye çalışıyorum. 

Hep de kaçırıyorum. 

Bu sene de o kadar takipte kaldım ama malesef bu sene de olmadı. Erguvanların güzel zamanları bitmiş yapraklanmışlar. 

 Hayal ettiğim erguvanlı güzel fotoları bu sene de  çekemedim.

Bugün Otağtepe'de manzara enfesti. Boğaz masmavi idi. Baktıkça insana bir neşe bir mutluluk geliyordu. 

İyi ki evden çıkmışım.

Korkuluklara yaslanmış manzarayı izlerken  arka tarafta babası ile piknik yapan bir bayan bana bir bardak çay ikram etti ki hiç beklemiyordum. Çok hoştu. Hatta sonra da  buyrun gelin kahvaltı yapalım, birşeyler yiyin dediler. Ne güzel insanlarımız var bizim. 


Manzara ne kadar güzelse Otağtepe Fatih Korusu o kadar bakımsızdı. Tamam tamam biraz bakıyorlar ama bence yeterli değil. Bu kadar harika manzarası olan bir yerin çok daha güzel olması gerekiyordu. Anlam veremediğim bir şekilde burası uzun yıllardır ihmal ediliyor. Tuvaletleri bile kapatmışlar. İnsanlar gelmesin bu mekan unutulup gitsin biz de burayı birilerine peşkeş mi çekelim diyorlar acaba? Neden bu ilgisizlik anlayamıyorum.


Buradan çıkınca yaklaşık 3 km uzaklıktaki Hidiv Kasrı'na gittim. 

(Hidiv Kasrı giriş otopark ücreti 200 TL)

Hidiv Kasrı'na girer girmez güzel bir orman havası geliyor ve burada her zaman güzel kuş sesleri oluyor.

İstanbul'da en sevdiğim yerlerden biri, hatta en sevdiğim yer olabilir.

Gelir gelmez kendimi çok iyi hissettim.

Arabayı park ettikten sonra önce kasrın bahçesinde Beltur'a uğradım. Çift kaşarlı tost ve bir bardak çay söyledim. ( Çay ve tost toplam 144 TL)

  Sonra mor salkımlara koştum. Hidiv Kasrı'nın bu mevsimde mor salkımları meşhur. 

Tam da çok güzel zamanında gelmişim.

 Gerçekten de çok güzeller.

Kasır şu anda tadilatta ama etraf gayet iyi durumda. 

Bol bol mor salkım sevip kokladıktan sonra koruda yürüyüşe çıktım.

Koru oldukça tenha. İnsanlar daha çok kasırda ve arka taraftaki kameriyelerde vakit geçiriyorlar. Bir kaç kişi dışında kimseler yok.

Yürürken yürürken bir ara yüzümde bir ıslaklık hissettim. Ah kuşlar dedim. İlerlerken ilerlerken bir ıslaklık daha. Ama yeter sevgili kuşlar dedim. Bugün sabah öyle bir sıcak öyle bir güneş vardı ki şu anda yağmur yağıyor olabileceği aklıma dahi gelmedi.

Bir müddet sonra tıpır tıpır harika bir bahar yağmuru başladı. Çok hafif insanı rahatsız etmeyen yalnızca çiseleyen bir yağmur.

Ah ne güzel ne güzel derken yağmur artmaya başladı ben de hızlandım tabii ki,  sırılsıklam olmadan bu parkuru hemen tamamlayıp arabaya geçmem lazım. 

Lakin bir ara bir anda yağmurun şiddeti öyle bir arttı ki hemen yan tarafta sık ağaçların altında tek kuru olan yere sığınmak zorunda kaldım. 

Bu kadar şiddetli yağmura rağmen bir mucize gibi altına su sızdırmayan bu yeri bulduğuma da şükrettim. 

5 dakika mecburî tefekkür molası...

Tam da karşımda bu manzara vardı. 

Yazıya bakılırsa buradan öteye geçmek yasakmış kamera ile izleniyormuş. Hassas bölge imiş. Kurallara uyunuz gibi de gayet sert cümleler kullanılmış. Hmm.. Bu kadar uyarı yazısı olunca insanın aklına hemen bazı edepsiz düşünceler geliyor. 

Kim bilir neler neler yaşanmıştır ormanın bu kuytu köşelerinde. Ne öpücükler verilmiştir sevgiliye, neler neler fısıldanmıştır kulaklara.

 Bu yağmurda bu ağaçların altında dikilmiş bunları düşünürken bir yandan da aman tepeme bir yıldırım düşmez inşallah diye dua ediyordum. Sel olursa nereye tutunabilirim diye de etrafı kolaçan ediyordum. Aynı zamanda çok üşüyordum.

Ormanın en kuytu yerlerinden birinde mahsur kaldım. Mecburen burada bir 10-15 dakika geçireceğim gibi. Daha güzel şeyler de düşünebilirim aslında.

Mesela şöyle;

Birbiri için çarpan iki kalp sıcacık güneşli bir günde bu koyu gölgeli koruda geziniyorlarmış. Zaten ıssız olan koruda daha da tenha bir bir yere işte tam da karşımdaki şu yola sapmışlar. Etraf güzelmiş. Ormanın derinliklerine doğru yürürken üstlerine bastıkları minik  dallardan çıt çıt sesleri geliyormuş. Ama onlar bunları değil sadece kalplerinin sesini duyuyorlarmış. Sonra ağaçların arasında küçük ama sevimli bir açık alana gelmişler. Burası ormanın yasak ve hassas bölgesi imiş. Ama onlar farkında değilmiş. Zaten hiç bir şeyi farkında değillermiş. Aşktan sarhoşlarmış.

Sonra kadim bir ağacın köklerinin üstüne uzanıp birbirlerinin gözlerinde evreni seyretmeye başlamışlar. O gözlerdeki saklı manayı keşfedince içleri tarif edilmez bir huzurla dolmuş. Bunu kaybetmemeye sonsuza dek böyle aşkla kalmaya yemin etmişler. Niyetleri o kadar çocukça imiş ki Tabiat Ana dudak bükmüş sonra da onların saflıklarına gülmüş ama bir yandan da samimiyetlerine de inanmış ve dileklerini kabul etmiş. 

Genç ve yakışıklı adam güzel kızı kollarına alıp dans etmeye başladığında tam birinin kalbi ötekinin kalbine değdiği an bir mucize gerçekleşmiş. Evren onları o en huzurlu mutlu oldukları o ana hapsetmiş. Zaman onlar için daha da ilerlememiş. Sonsuza dek orada kalpleri birbirine kilitli asılı kalmışlar. 

Onlar o meydanda hâlâ birbirinin gözlerinden evreni içiyormuş. 

Biz zamanın köleleri fanilere görünen ise o meydanda göklerden yere uzanan minik hülyalı bir ışık hüzmesi imiş ki onu her görene bir huzur haresi vurup geçermiş. 


"Bir şey kalmaz, yalınız,

Kalır maziden gözler

Ölür de her yanımız, 

Sağ kalır, neden gözler?

Birer yıldız olur da,

Kırpışırlar havada..."


Ben de işte böyle burada tek başıma yağmurun altında üşüyorum, boşluğa gözlerimi dikmiş saçma sapan masallar görüyorum. 

Tenha patikalara bakıp bakıp var olan yoklukların ömrünü sürüyorum.

15 dakikalık mecburî tefekkür arasından sonra yoluma devam ettim.

Hidiv Kasrı Korusu muhteşem. 

Yine çok keyif aldığım bir yürüyüşten sonra buradan çıktım.

Çıkmadan önce de bahçe marketten 2 tane sardunya aldım.

( Sardunya tanesi 150 TL)

Burada aslında bir kaç saat daha geçirebilirdim. Bir tur daha atabilirdim. Ama düşündüm de zaten erguvanların son zamanları gelmiş. Rumeli Hisarı'nın da erguvanları meşhur. Belki orada son erguvanları görebilirim. Hem de Otağtepe'den Rumeli Hisarı çok güzel görünüyordu.

Evet güzergah hiç mantıklı değil. Çünkü ben şimdi Beykoz'dayım. Rumeli Hisarı ise karşıda Sarıyer'de. Ama gerçekten de oraya gitmekten başka bir isteğim yok. Yandex'e baktım yaklaşık 14 km uzaklıkta imiş. O halde hopp atladım ve karşıya geçtim. Yine yaklaşık 30-40 dakikalık bir yolculuktan sonra Aşiyan'a geldim. 

Önce Tevfik Fikret'in evine geçeyim sonra da hisarı gezerim dedim.

Lakin bütün otoparklar doluydu. Sahilde bir yer bulurum umudu ile epey bir gittim. Sonra daha da uzaklaşmadan geri döneyim olmadı arabamı Sarıyer'e bırakırım otobüsle geri gelirim dedim. Giderken giderken tam da önümden bir araba çıktı. Ben de hoop onun yerine parkettim. İnanamadım ama tam Aşiyan Mezarlığı'nın önündeyim.

İstanbul'da yaşayanlar bilir bu şekilde bir park bulmak neredeyse imkansızdır. Hem de gideceğim yerin tam önünde. 

Bu olayı kişisel mucizelerimden biri olarak kabul ediyor Allah'a şükrediyorum.

Buradan yukarı Tevfik Fikret'in Evi'ne çıktım. Allah'ım nasıl bir yokuş. O tepeye çıkıncaya kadar canım çıktı.

Ama müzeye gelip de manzaraya bakınca iyi ki de gelmişim dedim.

İnsan burada yaşasa şair de olur ressam da.

İnsana hayat bağışlayan muhteşem bir yer.

Burada epey bir manzaraya baktım.

O kadar güzel bir yerde ki ev "Ey Tevfik Fikret sen ne zevkli bir adammışsın." dedim.

Aşiyan kelimesini ilk o kullanmış. Aşiyan kuş yuvası demekmiş. Buraların eskiden ismi farklı imiş Tevfik Fikret'le birlikte Aşiyan diye anılır olmuş. 

Bu evin planını da Tevfik Fikret çizmiş.

Ev şu anda epey yıpranmış durumda. Önümüzdeki günlerde tadilata girecekmiş.

Evin içini de çok beğendim. Odaları küçük küçük ama çok zevkli. Minik odaların önlerinde küçük balkonlar var ve tabii ki manzara eşsiz.

Bir sarayda oturmak yerine burada oturmayı tercih ederim o kadar sevdim burayı.

Evde her odayı bir edebiyatçıya ayırmışlar; bir odada Recaizade Mahmut Ekrem var, bir tanesinde Namık Kemal, birinde şair Nigar Hanım Şair Leyla Hanım ve diğerleri.

Yine evde Tevfik Fikret'in çok güzel tabloları sergileniyor ki Tevfik Fikret'in ressam yanını hiç bilmiyordum.

Evin içini de gezdikten sonra arka bahçeye çıktım. Orada da Tevfik Fikret'in kabri bulunuyor. 


Burada epey bir oturdum.

O kadar beğendim ki burayı, üstüne daha da bir yerleri gezesim gelmedi.

Rumeli Hisarı gezimi başka zamana erteleyerek çıktım buradan.

(Aşiyan Müzesi öğretmen: 65 TL)



Buradan aşağı inerken Aşiyan Mezarlığı'nı da şöyle bir göreyim dedim.

Burada o kadar çok ünlü kişi var ki. 
Orhan Veli mesela burada yatıyormuş. Benim çok sevdiğim edebiyatçılardan Mina Urgan, Ahmet Hamdi Tanpınar sonra Atilla İlhan, Özdemir Asaf. Daha kimler kimler... Tam bir elit mezarlığı. 

Zaten girer girmez anlaşılıyor zengin mezarlığı olduğu. Her yer çok bakımlı.
Ben Orhan Veliyi bulmak istiyordum ama burası gayet de büyük bir yermiş o kadar kolay değil. (Zaten bulamadım.)

Mezarlıkta ilerlerken ağaçlara yıldızların asıldığı bir camekanda defterlerin kalemlerin olduğu çiçeklerle melek bibloları ile dolu bir mezarlık gördüm. Bir çocuk mezarı zannederek kimmiş bu bir bakayım dedim. Burası İlhan İrem'in kabri imiş. İlhan İrem bu kadar seviliyor muydu ya çok şaşırdım.

Sonra bir ara mezarlıkta kayboldum. Dediğim gibi küçük bir yer gibi görünüyor burası ama hiç de değil. Çıkışı bulamadım mezarların arasında kaldım, ödüm patladı. 

Kalbim çarpa çarpa hiçbir yere bağlanmayan merdiveneler çıktım geri indim, mezarların arasına daldım, sonunda çıkışı buldum ama yüreğim ağzıma geldi.

Daha da kalmadım. 

Sonra Defne'yi okuldan almak üzere Kayaşehir'e geldim. Dönüş yolu çok rahattı. Yaklaşık yarım saatte Defne'nin okuluna ulaştım.

Bugün otoyol ve köprü ücreti olarak da Hgs'den 197 TL kesilmiş.

Çok güzel keyifli bir gün geçirdim.

Şimdi bol bol İlhan İrem dinleyip  kütüphanemde bulunan Tevfik Fikret'ten "Senin İçin" kitabını okuyacağım. 

Her günümüz bir öncekinden güzel geçsin inş.


5/05/2026

NİSAN 2026

Çok uzun zamandır bu ay neler yapmışız yazısı yazmadım. 

Bu ay yeniden yazmaya karar verdim.