8/02/2026

DELFT, HOLLANDA'DA 2. GÜNÜMÜZ

24. 07.2026 Cuma

Bugün  kahvaltıdan sonra Delft'e gittik.

Delft'e geldiğimizde ilk gözümüze çarpan şey katedraller oldu. 

Delft'in ismini daha önceleri hiç duymamıştım. Pek bir şey yoktur buralarda diye düşünüyordum ama gayet zengin bir meydan karşıladı bizi. 

Meydanda belediye binasının karşısında New Church var. 

Etrafta da başka başka kiliseler tarihi güzel binalar heykeller var.



Gelmişken meydandaki kiliseyi gezmek istedim. Buraya yani New Church'e giriş 10 Euro imiş. Bir de Old Church varmış. Onu da gezecek misiniz dedi görevli ben de of course dedim. Old Church için de 10 euro aldılar. 

Şimdi ben parayı öderken aman ne olacak 10 eurocuk dedim. ( Hemen de uyum sağladım buralara. O sırada bana bu para pek bir minik, Türk parası ile 10 tl gibi geldi.) ama içeride düşündüm de 2 kilise için 1100 tl'den fazla para ödemişim. Bir Dutch için bu para hiç bir şey olabilir ama bizim para birimimize göre biraz fazla oluyor. Neyse girmiş bulundum. Ama iyi ki de girmişim. Çünkü bu kiliseler çok eski tarihi yapılar. Ayrıca oldukça uhreviler.








Yeni Kilise'nin de meydanın biraz ilerisinde bulunan Eski Kilise'nin de içi çok geniş ferah ve aydınlıktı. Birbirine benziyorlardı. 

Bu kiliselerde ilk farkettiğim şey içeride pencereledeki resimlerdi. Başta bunları vitray zannetmiştim ama emin olmamakla birlikte şu anda onların boyanmış cam olduğunu düşünüyorum. Vitray olmasına imkan yok bence çünkü bu resimler çok ayrıntılı. (Güncelleme: Google'dan yaptığım araştırmalara göre bu eserler vitraymış. Şu an şoktayım. O kadar ayrıntılı o denli fazla işçilik var ki nasıl yapmışlar bilmiyorum. O zaman her bir pencere eşsiz bir sanat eseri.)

Bu arada Hollanda'da girdiğim neredeyse her kilisede bu cam işçiliğini gördüm. 

 Yeni Kilise denilen kilisenin ismine bakıp aldanmamak gerekiyor. Oldukça eski tarihî yapılar bunlar. 1300'lü yıllarda yapılmış. Eski kilise ise daha da eski tarihli.





Her iki kilisede de yerlerde bazı yazılar gördüm. Bunları bir hatıra olarak geçmişte insanlar buraya kazımış diye düşündüm ama meğer buralar mezarmış. Ta 1572'den kalma mezarlar var. Şehrin ileri gelenleri buraya yani kilisenin zeminin altına gömülmüşler.

Burada herkes -ben de-  bu yazıların yani mezarların üstüne basıp basıp geçtik. Demek ki bu memlekette mezar üstünde yürümek bir anlam ifade etmiyor. 

Old Church'de yatanların isimlerini duvara da yazmışlar.

Burada bana değişik gelen şeylerden biri de mezarlardaki figürler oldu. Bizim mezar taşlarımız ne kadar zarif iç ferahlatıcı ise  buradaki mezar kazıntıları ise çoğunlukla iç karartıcı. Mesela kuru kafa motifi çok kullanılmış ki onların kültüründe bir anlamı vardır elbette ama bana çok komik geldi.

Eski Kilise'den aklımda kalan bir diğer şey de burada ilahi çalıyordu ve çok güzeldi. Kilisede uhrevi bir hava vardı. Bir insan buraya gelip de bir ayin dinlese bir daha kötülük yapamaz gibi geliyor. 

Eski kiliseden çıkınca bizimkilerle buluştum sonra da etrafı dolaşmaya başladık.  Buralarda Van Gogh sergisi varmış. O sergiyi ararken kendimizi yine başka bir kilisede bulduk. Bu kilise ücretsizdi. Bu sefer hepimiz girdik. O kadar güzel ferah uhrevî bir yerdi ki önce hepimiz oturduk şöyle bir ortamı dinledik. 

İstanbul'da kiliseleri kasvetli ve can sıkıcı bulurum. Ama Delfh'teki kiliseler aydınlık ferah ve iç açıcı idi. Hemen bir abdest alıp ibadet yapası geliyor insanın. Her ziyaretçi gibi ben de bir müddet oturup dua ettim.



Burada kiliselerde vazolarda canlı çiçekler oluyor. 

Sadece kiliselerde değil Hollanda'da her yerde bir çiçek kültürü var. Bahçeler zaten çiçek dolu, bunun yanında evlerde neredeyse her pencerenin önünde de büyük vazolar ve içlerinde çiçekler oluyor. 

Driebruggen'in biraz ötesinde 2-3 km ötede bulunan markette -Plus'ta - buket buket çiçekler satılıyor. O kadar güzel buketler ki her seferinde herbirini hayranlıkla inceliyorum. Bu arada Driebruggen bir köy. Artı Hollanda'da her gittiğim markette çiçek buketleri satıldığını gördüm.
Sadece çiçek buketleri de değil her markette canlı çiçek saksı değişik vazolar satılıyor. 


Bu tablo çok hoşuma gitti. 

Buradan çıktıktan sonra Osman dayısı bana ve Defne'ye dondurma aldı.

Biraz dondurma molasından sonra etrafı yeniden dolaşmaya başladık. 

İstasyon binasına giderken etrafta masmavi binalar gördük. Mavi tonlarda yapılmış duvar resimleri vardı başka bir kamu binasında.

Delft mavisi diye bir şey varmış.

Yukarıda google görsellerden indirdiğim resimdeki kavanozun bir benzerini geçen gelişimde 2. el dükkanından almıştım. Bilmeden Delft mavisi olan bu meşhur şeylerden almışım. Şimdi Delft Mavisi kavanozum gözümde daha anlamlı oldu. Eve gidince sürekli görebileceğim bir yere koyacağım.

Herkesin malumu Hollanda'da herkes bisiklere biniyor. Geçmişte Delft'e bir adam bisikletler için mavi tekerlek üretmiş. Yaptığı tekerleğe o kadar talep olmuş ki siparişleri yetiştirememiş. O da sadece ön tekerleğe mavi teker koymuş. Sonra halk bunu daha da çok sevmiş.

Sürekli gördüğüm ama anlam veremediğim tek tekerlek mavi bisikletler de böylece bir anlam kazandı gözümde.


İstasyon binasından sonra yeldeğirmenine geçtik.

Oradan da eve geldik.


Akşam yemeğine annem bol etli kuru fasulye pilav yapmış. Yanında salata kabak kavurma piyaz yoğurt vardı. Yemekler çok güzel olmuştu. 

...

Bu günümüz çok sey öğrendiğim güzel bir gün oldu.

Delft de Hollanda'da gezilmesi gereken bir yermiş.





1 yorum: