4/01/2025

KAYSERİ 2. GÜN

19.01.2025 Pazar

Bu sabah 09:00 gibi kalktık.

Bu sabah Erciyes başında dumanla çok güzel görünüyor. 

 Kahvaltıya indik.

Kahvaltı yerinde yer yoktu. Biraz lobide bekledik. Sonra bize masamızı gösterdiler.

Kahvaltı o kadar güzeldi ki.

Yok yok. Meyveler kuruyemişler çeşit çeşit peynirler zeytinler reçeller hamur işleri muffin kruvasan diyette olanlar için uygun kahvaltılıklar. Hatta çölyak hastaları için onların bünyelerine uygun ürünler bile koymuşlar.

Bir standda 2 ahçı sürekli omlet yapıyor. Önlerinde malzemelerle ; sade karışık sebzeli kaşarlı pastırmalı sucuklu vs nasıl istersen yumurtanı öyle yapıyorlar. 

Yan tarafta bir kadın sürekli haşhaşlı katmer, kaşarlı gözleme yapıyor.

 Çeşit çeşit kompostolar taze sıkılmış portakal suyu havuç suyu elma suyu çay kahve süt vs ne istersen var. 

Hatta çok güzel cam bir sebilde naneli limonlu su var. İnsanın içesi geliyor.

Sıcak ürünleri de unutmayalım. Patates kızartması sosis sucuk menemen mantar çorba pankek benim hiç alışık olmadığım cinste pişirilmiş yumurtalar.

Her gün bir petek bal asılıyor. 

Kuzukulağı dereotu maydanoz marul nane gibi yeşillikler de var. 

Yok yok yani.

Kahvaltıda insanların ne kadar da farklı zevklere sahip olduğunu görebiliyoruz. 

Kahvaltı tabakları öylesine farklı ki.

Kahvaltıda en şaşırdığım kahvaltılık komposto oldu. Çeşit çeşit kompostoları kim içiyor ki. Galiba çeşit olsun fazla görünsün diye buraya koymuşlar diyordum ki kase kase komposto alan bir sürü kişi gördüm.

Bu kadar çeşit arasında tercih yapmak yiyebileceğim kadar şey almak oldukça zordu.

Ege Bora sabah erkenden kalkmış spora gitmiş sonra da kahvaltısını yapmış. Bizimle yeniden 2. kez mini bir kahvaltı yaptı.

....

Harika bir kahvaltıdan sonra odamıza geçtik.

 Biraz dinlendikten sonra annemle Defne havuza geçti. Ben de dolaşmaya çıktım.  

Önce Hunat Hatun Külliyesi'ne gittim.

Camiyi Medreseyi Türbeyi ve Hamamı inceledim.

Mahperi Hunat Hatuna bir kez daha hayran kaldım.

Ne zarif bir külliye.

Ne hoş bir türbe.

Bugün de hava nasıl güzel nasıl güneşli her yer iki kat güzel görünüyor.

Karşıda Zeynel Abidin Türbesi'ne geçtim, dua ettim. Türbedar evi, Ok Burcu, Kale'yi gördükten sonra meydana geçtim.

Saat Kulesine, Atatürk Heykeline ve Bürüngüz Camisi'ne bir bakıp meydanı geçtim.

Geçen yıl kaldığımız çok güzel hatıralarımızın olduğu Wyndam'a da bir selam verip Sahabiye Medresesi'ne geçtim.


 

Sahabiye Medresesi'ni hep çok sevmişimdir. Çeşmeyi ve yan taraftaki şimdi kitapçı olmuş ek odayı da gördükten sonra Kurşunlu Camisi'ni inceledim ve Selçuklu Uygarlığı Müzesi'ne geçtim.

Selçuklu  Uygarlığı Müzesi, Gevher Nesibe Sultan Şifahanesi ve Medresesi'nde yer alıyor.


  Burada da geçen yıldan çoğu şeyi hatırladım. 



Yukarıdaki bir  Anadolu Selçuklu Sikkesi imiş.



Müzeyi gezdikten sonra Avgunlu Medresesi'ne geçtim.

Burada parkı dolaşırken bir eski yapı gördüm.

Aslında yanından geçip gidecektim ama son anda hadi es geçmeyeyim yakından bir bakayım dedim.

Meğerse burası 18. yy'da yapılmış Kalaycıoğlu Camisi imiş.

Ahşap sütunları minicik merdivenli bir minaresi ile sıcak huzurlu bir ortammış burası.

Çok hoşuma gitti. 

Buradan spontane caddelere girdim.

Minik minik mescitler güzel kümbetler göre göre ilerledim.


Nerelere gittim nereleri dolaştım ben de bilmiyorum.

En son Düvenönü Camisi'ni hatırlıyorum.

Daha sonra Ulu Cami'nin minaresi göründü.

Ulu Cami yani Camii- Kebir bu sefer bana çok daha heybetli ama aynı zamanda çok daha samimi uhrevi bir cami olarak göründü. 

Daha sonra minaresinin otelimizdeki odadan bile rahatlıkla göründüğünü farkettim.

Burada Cami Kebir'de biraz oturdum. Romalılardan kalma sütunları inceledim. Çocukluğumdaki hatıraları yeniden andım. 2 rekat şükür namazı kıldım. Yedi kiremiti buldum. 

Bol bol babamı andım.

 Allah rahmet eylesin canım babam. 

Mekanı cennet olsun inş.


Sonra Cami'nin önünde Melik Gazi'nin türbesini gördüm.

 Geçen yıl hiç farketmemiştim. 

Hakkında çok  fazla bir şey bilmiyorum ama şu cami bu güzel kabir şu uhrevi ortam bu insana çok saygı duymama neden oluyor.

Ulu Cami'nin çeşmelerini de gördükten sonra Raşit Efendi Kütüphanesi'ni gördüm. 

Geçen yıl yine hiç farketmemişim yanından geçip gitmişim.


Şeyh Müeyyed Çeşmesi, Pamuk Han derken otele geri döndüm.

Biraz yorulmuştum dinlendim.

Sonra yeniden çıktım. 

Önce Roma Mezarını gördüm.

Yine bunu da görmeden, geçen yıl önünden hiç farketmeden geçip gitmişim. Kayseri o kadar zengin ki her yerde bir eser var. Her seferinde yeni bir şey keşfediyor insan.

Bu arada bu mezar beni çok korkuttu.  Fotoğrafta anlaşılmıyor ama heybetli insana dehşet veren bir tarzı var. Eüzu billahi mineş şeytanir racim. Ya da bana öyle geldi bilemiyorum.

Sonra da Hacı Kılıç Cami'si ve Medresesi'ne gittim.

Bir kılıça benzeyen minare bizim otelin odasından görünüyor.

İçeriyi ışıklandırmışlar; bence çok hoş.

Dönüş yolunda camekanında çeşit  çeşit harika kaktüslerin olduğu kasaba da baktım. Bu sefer fotoğraflarım güzel çıkmadı. Geçen yıl ışıktan ötürü belki de daha güzel fotoğraflarını çekmiştim.


Artık akşam oldu hava karardı ben de odamıza döndüm.

Akşam 18:00 gibi annem akşam namazını kılar kılmaz akşam yemeği için çıktık. 

Ciğerci Erkan'a gittik.

Önce ortaya küçük tombul biber turşusu, içi kırmızı-turuncu benim bilmediğim bir cins turp, maydanoz, limon tabakları geldi. 

Sonra lavaş, ezme, sumaklı soğan, salata geldi. 

İçecek olarak biz açık ayran istemistik. Bakır kupalarda hafif ekşi ev yapımı ayranımız geldi. 

Defne'ye ise Meysu Kola geldi. Hiç böyle bir kola görmemiştim. Tadına baktım gayet başarılıydı. Sarıyer koladan sonra bu da gayet güzeldi. Daha sonraları Kayseri'de neredeyse tüm restaurantlarda Meysu Kola satıldığını farkedecektik.

Sonra da çiğ köfteler geldi. 

Harikaydı.

Daha sonra da şişlerimiz geldi. Annem yarı ciğer yarı et, geri kalanımız sade et şiş istemiştik.

Önce 5'er tane geldi. 

Sonra bir 5 tane daha.

Bu sırada bir de soğan, sarımsak, biber ve domates közleri geldi.

O kadar enfesti ki her bir parçayı zevkle yedim. 

Defne bile inanamıyorum ama 5 tane şiş yedi. 

Mezeler bittikçe yenilendi.

Yemek mükemmeldi.

Ege Boracığım da artık büyümüş delikanlı olmuş. Orada başımızda bir erkek olarak çok güzel idare etti canım benim. 

Sonra bir de künefe istedik. 

Çaylarımızı da içtik.

Hepsi ayrı ayrı çok güzeldi.

Yemek sırasında Erkan değil de diğeri, adını unuttum şu anda; Ege Bora'ya ben seni tanıyorum dedi. Biz de 10 yıldır her şubat tatilinde geliyorlar dedik. Geçen yıl biz de gelmiştik. 

Sonra babanı bir göstersene kimdi dedi. 

Fotoğrafını gösterince ben tanıyorum bu kişiyi çok iyi tanıyorum bir ara da konuşayım dedi. 

Hepimiz güldük. 

Sonra Ege Bora aradı. Adam bir güzel nerdesin abicim bekliyoruz seni diye başladı muhabbete. 

O kadar güldük ki.

Bilal çok şaşırmıştır herhalde.

( Ciğer/ et şiş 470 TL açık ayran 30 TL kola 50 TL künefe 100 TL  Toplamda 2100 TL ödedik. Annem ödedi)

Yol üstünde Şemsettin Baklava var. Nasıl yapıyorlar bilmiyorum ama kilosu 150 TL'ye baklava satıyorlar. 

Oradan Ege Bora'ya baklava alacaktım -çünkü baklava canı çekti gibi geldi bana- annem izin vermedi. ( Herşeye itiraz etmezse ölecek  hastalığı var annemde)

Mutlu mutlu güle oynaya geldik otelimize.

Biraz dinlendikten sonra havuza indik.

Havuz kalabalıktı ama yine de yüzdük. 

Akşam 10'a kadar yüzdük. 

Sonra da Türk Hamamı'na geçtik.

Oradan da mayolarımızı kurutma makinasında kuruttuktan sonra odamıza geçtik.

Akşam 11:30 gibi de yattık.

Bugün herşey çok güzeldi.

Akşam biraz midem kötü olmuştu. 

Bastırmak için bir iki çubuk kraker yemiştim.

Gece saat 2 gibi şiddetli bir karın ağrısı ile uyandım. 

Allah'ım ölüyorum galiba dedim. 

Nasıl midem bulanıyor nasıl karnım ağrıyor anlatamam. 

Saatlerce acı içinde kaldım.

Ya yemek ağır geldi 10 şiş eti bünyem kaldırmadı.

 Ya da daha olası bir ihtimal yorgunluktan fenalık geçirdim. 

Acaba ambulans mı çağırsam buralarda ölürsem ne olur beni nasıl götürürler vs diye epey düşündüm.

Neyse ki sabaha karşı midemin bulantısı geçti.

Sabaha karşı biraz uyuyabildim. 

Bugünümüz de böyle geçti.

Her günümüz birbirinden güzel geçsin inş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder