7/04/2013

TATİLE GİDİYORUM...

Sınavlar bu cuma bitiyor, tatile gidiyorum...

Hediyelik telkari yüzükler aldım.


Telkari yüzükler 4 tanesi 70 TL

6/09/2013

BU HAFTA NELER YAPMIŞIZ...

* Öğrenciler okula gelmediği için arkadaşlarla okulda bol bol satranç oynadım.

* Yeni aldığım kitaplarımı okumaya başladım; hazır öğrenciler de yok, bol bol boş vakit var. Semerkant Amin Maalouf gayet güzel bir kitapmış,  hâlâ okumaktayım. Böyle Buyurdu Zerdüşt ise arada bir pasaj okuyup, altını çizip, düşünüyorum. Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı ise başta çok iyi gitti, ortalarda konu ağırlaştı, yarım kaldı, bitiremiyorum. Nazım Hikmet, Cahit Zarifoğlu, Ahmet Arif, Cemal Süreyya, Behçet Necatigil ve Necip Fazıl ise yatağımın başucuna koydum. Her uzandığımda bir iki bir iki sindiriyorum.

* Arkadaşımın tayini çıktı gidiyor, Eski Mardin'e çıkıp ona aşağıdaki küpeleri aldım. Arkadaşım çok beğendi.

 
Minik gümüş küpeler 15 TL

6/03/2013

AMED

Mesleğimin 2. yılında iken aynı evi paylaştığım, çok sevdiğim oda arkadaşım Yalova'dan Diyarbakır'a akraba ziyaretine gelmiş.

 Hemen anlaştık ve sabah erkenden buluşmaya karar verdik.


 Mardin'den Diyarbakır 1 saat sürdü.


 Sabah arkadaşımı beklerken her zaman çok hayran olduğum Diyarbakır Ulu Cami'yi izledim.

 Mardin ne kadar sarı ise Diyarbakır o kadar siyah bir şehir. 

Kale, camiler, türbeler, köprüler bir zamanlar Karacadağ volkanından akan lavların soğuması ile oluşmuş kara bazalt taşından yapılmış, aralara ise beyazımsı kerpiç taşı serpilmiş.

 Ulu Cami de siyah beyaz bir cami ve gerçekten çok etkileyici.

 Osmanlı mimarisinden o kadar farklı ki.

 Şimdilik restorasyonda olduğundan güzel fotoğraf çekemedim. 

İnternetten bulduğum bir kaç resimle yetinelim şimdilik.


Ulu Cami detay...  

( Camide hayvan figürüne İstanbul'da hiç rastlamadım. Herhalde bu gelenek Osmanlı öncesine ait.)

5/27/2013

DOLUNAYIN DOĞUŞUNU İZLEMEYE GİTTİK.

Yukarı Mardin'den ayın doğuşunu izlemenin çok güzel olduğunu duydum, uzun zamandır dolunayı bekliyordum ki nihayet dün akşam üstü arkadaşlarla yukarı çıktık. Aslında cuma günü çıkacaktık olmadı çünkü ay o gün daha güneş batmadan doğuyormuş. Cumartesi akşamı ise doğuş vakti tam uygun vakitte- güneş battıktan hemen sonra- idi ama o gün de fırtına koptu gökyüzü kara bulutlarla kaplandı. Arkadaşlar bir daha ki mehtaba kaldık diyordu ki dün akşam nihayet izleyebildik. Önce ikindi vakti yukarı Mardin de biraz dolaştık. Tasarımlarını çok beğendiğimiz Varlık Gümüşçü' ye gittik. Daha önceden çok beğendiğim kolye ucunu almaya karar verdim.

 
 Kolye ucu 25 TL

Sonra orada başka bir kolye ucu daha gördüm. Arkadaşımın annesi sen bunu al, diğeri ( yukarıdaki oluyor) bu hiç bir şeye benzemiyor dedi . Ben de her ikisini birden almaya karar verdim. Çünkü aşağıdaki kolye çok güzel olmakla beraber sürekli kullanabileceğim cinsten değil biraz ağır, diğeri ise günlük  kullanıma uygun.


Zümrüt ve yakut taşlı gümüş telkari kolye ucu


Kolye ucu 90 TL

Her ikisine 100 TL verdim ve çok ama çok beğendim. Güzel günlerde kullanayım inş ...

Sonra biraz daha dolaştıktan sonra Mezopotamya Çay Bahçesinde oturduk. Ova tamamen sararmıştı. Nisan ayının o yemyeşil göz alabildiğince geniş arazi sıcaktan ötürü biraz puslu idi. Yine de güzel buldum... Bir müddet sonra tarlaları yakacaklar, bir de korkunç sıcak havayı eklersek işte o zaman ova tamamen duman altında kalacak. 

Akşam üstü yüzlerce kırlangıç, taklacı güvercinler hem görsel hem işitsel bir şölen sunuyordu. 

Akşam oldu... Muhabbet, çaylar, çekirdekler, tostlar, dondurmalar derken nihayet dağların ardından dolunayı gördük, şükürler olsun...  Facebook'ta gördüğüm çok beğendiğim bir dolunay fotoğrafı da ekleyeyim.


Çok güzel bir fotoğraf...

Bir de  bu hafta aldığım vazomu sizlerle paylaşayım. Bizim evin yakınlarında bir dükkan açıldı; ev aksesuarları satıyor. Ben de bu  vazoyu çok beğenmiştim ama almayı düşünmüyordum. Çünkü Mardindeyim, bekar evi... Ayrıca bu vazo çok pahalı; 265 TL. İki yakasını bir araya getirmeye çalışan bir öğretmen olarak ne gerek var diye düşünüyordum. Ama dayanamadım yine de aldım.. İndirimle haliyle 180 TL' ye aldım. Anneme hâlâ söyleyemedim. Acayip dalga geçer benimle, bir vazo için, hem de böyle bir vazo için bu  kadar para mı verdin diye. Ama yine de iyi ki de almışım, evimde sanki yüzyıllardır benimleymiş gibi bir anda kaynaştık bu vazoyla.


Seramik vazo 180 TL

İşte bir hafta sonu da böyle geçti...

5/03/2013

KURULUK DOLMASI

Uzun zaman önce baharatçıma ıhlamur almak için uğradığımda ıhlamurun yanında  -güzelliklerine dayanamadım-  bir dizi patlıcan kurusu ve bir dizi biber kurusu tabii bir de bunları pişirirken kullanacağım sumak aldım.  Daha önce hiç böyle bir şey satın almadığımdan fiyatlarını öğrenince çok şaşırdım. Kuru patlıcan bir dizisi 8 TL, kuru biber bir dizisi 8 TL imiş  bir de 1,5 TL lik de sumak aldım. Hani evlerde sürekli yapılan bir yemek olduğundan bu kurulukları çok ucuz bir şey zannediyordum, ne biliyim en fazla 5 TL falan ödeyeceğimi düşünüyordum. 

Eve getirdiğimde mutfakta duvara astım. Çok hoşuma gitti. Sırf bu güzel görüntü için bile bundan sonra hep bu kuruluklardan almayı düşünüyorum ya da en iyisi  bu yaz bunlardan kendim yapmayı deneyeyim.


Aradan uzun zaman geçti artık havalar da ısındı benim kurulukların tipleri sanki biraz değişmeye başladı. Ben de artık bir kuruluk dolması yapayım dedim.



KURULUK DOLMASI

* Kuru patlıcanlarımızı  20 dakika,  kuru biberleri 10 dakika haşlıyoruz.( Ben ayrı tencereler kullandım)

* Hafif haşlanmış patlıcan ve biberlerimizi soğuk suya atıyoruz ki kendilerini bırakmasınlar.

* Soğanları çok ince doğruyoruz. İçine pirinç, biber salçası, domates salçası, tuz, karabiber, pul biber bol bol nane ve zeytinyağı ekliyoruz. Nar ekşisi de çok yakışıyor.

* Tenceremizin altını yaprakla kaplıyoruz.

* Güzelce karıştırdığımız karışımla önce patlıcanları ardından biberleri dolduruyoruz ve son olarak da yapraklarımızı sarıyoruz. 

* 3-4 kaşık sumak alıyoruz, birkaç dakika kaynatıyoruz . suyunu tenceremize alıyoruz. Sadece  mutfakta kullandığım bir tülbentim vardı. Bir parça kesip sumaklarımı içine koyup onu da tencereye yerleştirdim.

* Üstüne biraz daha tuz, zeytinyağı  ekliyoruz. Üstünü yine yaprakla kapatıyoruz ki yaprak dolmalarımızın rengi güzel kalsın. Dolma taşımızı da tenceremize yerleştirdikten sonra su ekliyoruz.

* Yaklaşık 50 dakika pişiriyoruz. 

İnternetten araştırmalarımı birleştirerek denedim. Annemin kuru dolma yaptığını hatırlamıyorum. Dolma üstadlarından özür dileyerek benim yaptığım dolma tarifini verdim, pek çok hata yapmış olabilirim. Bir de ben çok  az yaptığımdan ölçü vermedim.

DEĞERLENDİRME

Çok çok lezzetli oldu. Midem bayram etti. Zaten 10-15 adet sardığım yaprak sarmaları ise tam anlamıyla  enfes olmuştu. Nar ekşisi inanılmaz yakışmıştı. Aynı zamanda sumak ekşisi de çok hoşuma gitti. Sumağın öğütülmüşünü çok görmüştüm ama tanesini hiç  bilmiyordum. Benim gibi bilmeyenler için sumak taneleri böyle bir şey.


Bundan böyle patlıcan değil ama yaprak dolmasını böyle nar ekşili, sumak ekşili bol bol yapmayı düşünüyorum.

5/01/2013

FELLAH KÖFTESİ

Geçenlerde BİM'e seramik tava ve tencerelerden gelmişti. Hem de çok uygun fiyata idi. Ben de hemen aldım.  O kadar memnun kaldım ki... Herkese seramik tava ve tencereleri şiddetle tavsiye ederim. Temizliği çok kolay, yiyecekler hiç yapışmıyor.  Ayrıca tencere ve tavamın rengini çok beğendim.


Bir de yıllardır merdane almak ister dururum. Bir evde mutlaka oklava, merdane bulunmalıdır bana göre. BİM'de merdaneyi görünce, hem de uygun fiyata, hemen aldım. Belki de bu merdane ile hamur işi yapmayı da öğrenirim.



Bugün fellah köftesi yaptım. Dün televizyonda bir yarışmada fellah köftesi yapıp yaptıkları yemeklere puan veriyorlardı. Ben de bugün bir deneyeyim bu köfte nasılmış dedim. İnternette yaptığım araştırmalar sonucu tarifleri birleştirip fellah köftemi şu şekilde yaptım.



FELLAH KÖFTESİ



YAPILIŞI 

*    Bir bardak esmer bulgur, yarım bardak irmik tencereye konulur. Üzerine 1,5 bardak kaynar su eklenir. Şişmesi beklenir.
*    Bu karışımın üzerine 1 yumurta, bir tatlı kaşığı biber salçası, bir çorba kaşığı domates salçası, yarım bardak kadar un, tuz, karabiber, kimyon, pul biber ve nar ekşisi konulur.
*    İyice yoğrulur.(Yaklaşık 20 dakika yoğurmak gerekiyormuş.)
*    Hamur yuvarlanır, şekil verilir.
*    Kaynayan suyun içine bu köfteler atılır.
*    Bir yandan da yukarıdaki muhteşem tavamıza zeytinyağı konur, soğan, ( orijinal tarifte soğan yok, ben ekledim)  sarımsak kavrulur. Soğanlar pembeleşince 3 domates rendesi eklenir.
*    Haşlanmış köfteler kevgirle alınıp sosumuzun içine eklenir.
*    Biraz dinlendikten sonra üzerine maydanoz eklenir.
*    Yoğurtla servis yapılır.

DEĞERLENDİRME

İlk kez fellah köftesi yaptım. Daha önce bir kere yemiştim. Evet kendi yaptığım fellah köftemi beğendim. Ama bir daha yapar mıyım;  hayııııır... Bana  biraz yavan geldi. Ayrıca yapılışı uzun ve zahmetli . Bu kadar emek verdiğim yemekten beklentim daha fazla idi.

Ayrıca çok açtım ve başıma gelecekleri bilmeden yukarıdaki tabak gibi 2 tabak fellah köftesi yedim veee saatlerce nefes alamadım. o kadar şiştim ki anlatamam. Galiba midemde de şiştiler sanki mideme sığamayıp ağzıma kadar geldiler yemek borumu da işgal ettiler.

Sonra babaannemin inekleri aklıma geldi. Bir yaz gecesi babaannemlere gitmiştik. O gün inekler buğday tarlasına girmişler. Buğday yiyen inekler, buğdayların midede şişmesi üzerine, çatlayarak o akşam ölürmüş. Babaannem çok üzüldü ah vah etmeye başladı. O gece sabaha kadar nöbetleşe bir babaannem bir dedem bir babam bir amcam hiç durmadan sabaha kadar  inekleri yürüttüler. İnekler çok şükür bu sayede ölmedi.

Baktım nefes alamıyorum, babaannemin ineklerini düşünüp ben de dışarı attım kendimi . Hiç durmadan iki saat boyunca hızlı tempoda yürüyüş yaptım. Şu anda rahat nefes alabiliyorum biraz rahatladım. Tavsiyem fellah köftesinden maksimum 4-5 adet yemeniz.

4/27/2013

BUGÜN GÜNLERDEN CUMARTESİ...

Bugün sabah (çoğu zaman olduğu gibi) kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Sonra sevgili arkadaşım aradı hadi çıkalım dedi. Her zaman olduğu gibi (burada, Mardin'de alternatiflerimiz sınırlı) yukarı çıktık. Hava çok güzeldi. Hem bugün Diyarbakır Kapı'dan itibaren yolları araç trafiğine kapatmışlar. Çok rahat etik. Önce yol üstünde gümüş telkari dükkanlarını dolaştık. Arkadaşım kendine yüzük aldı. Ben de çok beğendim.  Daha önceleri büyük yüzükleri hiç incelememiştim ama bu yüzük ön yargılarımı kırdı.


Yakut ve zümrüt taşlı gümüş yüzük 85 TL



Bu da yüzüğün  yandan görünüşü

4/23/2013

BUGÜN DE BÖYLE GEÇTİ...

Sabah evi temizleyip kahvaltı yapınca kendimi sabah kuşağı kadın programı izlerken buldum.

 Derin bir umutsuzluk ve mutsuzluk üstüme çökmek üzere iken ' Kalk Betül, kalk' dedim, sevgili arkadaşımı aradım.

 Beraber eski Mardin'e çıktık.

 Başta çok isteksizdim, havaya giremedim.

 Sağ olsun arkadaşım da üstüme gelmedi.

 Sonra sonra açıldım Allah'a şükür.

 Bugün gümüş takı dükkanlarını gezdik.

 Eski Mardin'e gittiğimde mutlaka uğradığım bir antikacı dükkanım var. 

Orada daha önceden bir yüzük beğenmiştim, parmağıma olmamıştı.

Dükkan sahibi ise bu yüzük genişletilirse özelliği bozulur deyip satmamıştı. 

Bugün yine gittim ısrarla bu yüzüğü istiyorum dedim o da yüzüğe zarar vermemek için (mi acaba ?)  kuyumcuya bile yollamadı kendisi özenle çekiç kullanarak minik darbelerle genişletti ve böylece nihayet yüzüğüme kavuştum.

 
 Zirkon taşlı gümüş yüzük  25 TL

 Daha önce antikacımdan aşağıdaki ne olduğunu bilmediğim şeyi almıştım.

 Sanırım at süsü (katır da olabilir, katır burada çok değerli.)

  Duvarıma astım ve çok seviyorum.
 Annemin deyişiyle bir bu eksikti benim evde.


Bu boncuklu süs 20 TL

4/21/2013

MİSAFİRLERİM GELDİ...

Büyük bir hevesle beklediğim anneciğim, babacığım Mardin'e ziyaretime geldiler.
 Annem geldiğinde ciddi hastaydı. Umredeyken Medine'de üşütmüş.
 İlk günler fazla bir şey yapamadık; hem hava kötüydü hem de annemin dinlenmesi gerekiyordu, benim de okulum vardı zaten. Hafta içi evde geçirdik.

Geçtiğimiz cuma Ankara'dan kardeşim de geldi, gerçekten de evde bir bayram havası esti.

Daha gelmeden hazırlıklara başladık.
 Kardeşimin en sevdiği yiyecekler alındı,
 yaprak dolmaları sarıldı, ev temizlendi, gezi planları  yapıldı.

Canım kardeşim gelmeden önce eve ferahlığı sevinci geldi.

Cuma öğleden sonra geldi kardeşim. 
Güzel bir çay, annemin güzel mezelerinden oluşan hafif bir yemekten sonra hep beraber eski Mardin'e çıktık.

Sırasıyla
  1. Şeyh Çabuk Cami
  2. Kırklar Kilisesi
  3. Latifiye Cami
  4. Gazi Paşa İlköğretim ( Tamiratta)
  5. Tatlı Dede Oteli ve önündeki cumbalı ev fotoğraf molası
  6. Ulu Cami
  7. Kayseriyye Pasajı
  8. Revaklı Çarşı
  9. Bakırcılar Çarşısı
  10. Mezopotamya manzaralı çay bahçesinde çay içme molası (Kardeşim menengiç kahvesi içti.)
  11. Mezopotamyanın gece manzarasını izleme
vee geç saatte eve dönüş...

 Yorucu ama güzel bir Mardin gezisi idi.

Kardeşim bana Antep'ten aldığı sedef kakma ceviz ağacından bu kutuyu hediye etti.


Kardeşim benim kutuları çok sevdiğimi biliyor tabii...

 Kutular demişken en sevdiğim kutularımdan bahsedeyim.

İlk olarak 2000 yılında Maraşlı bir öğrencimin hediyesi; meşhur Maraş sandığı. 
( Biraz tozlu ama tam 13 yıllık olsun o kadar yani)


Çok sevdiğim bir arkadaşımın Suriye'den getirdiği  sedef kakma sandık.
( Ah ah eskiden ne güzel bir şehirmiş Şam ve ne güzel yaşanırmış oralarda)


3/02/2013

MARDİN GEZİSİ 02.03.2013

Parlak, güneşli, aydınlık bir güne uyandım bugün.
 Etrafı toplamaya başladım.
 Bu güzel tatil günümü daha tüm gün temizlik yaparak heba etmek üzereydim ki 
okuldan bir arkadaşım aradı.
 Her şeyi olduğu gibi bıraktım ve arkadaşımla beraber eski Mardin'e çıktık.
 Rastgele ara sokaklarda yürüyorduk ki mükemmel bir kapı karşıladı bizi;
 Latifiye Cami Kapısı ve Latifiye Minaresi...


Üstte orijinal giriş kapısı ve altta kapının sonradan yapılmış yeni dönem arka tarafı...


 Kapıdan bir detay...


Mükemmel bir taş işçiliği...