01.04.2026 Çarşamba
İstanbul'a günlerdir durmaksızın yağmur yağıyor.
Ama bu sabah hava muhteşem... Bol ışıklı soğuk olmayan harika bir bahar havası var.
ve bugün benim boş günüm.
Çok şanslıyım.
Bugün Baltalimanı Japon Bahçesi'ne gitmeyi düşünüyorum.
Daha önceleri burayı çok duymuş ama bir türlü nasip olmamış gidememiştim.
Hem sakuralar da açmış.
Uzun zamandır planladığım geziyi bugün yapabilirim.
Defne'yi okula bırakıp zaman kaybetmeden hemen yola çıktım.
Japon Bahçesi Baltalimanı'nda ve orası bana yaklaşık 36 km uzaklıkta.
Zaman kaybetmeden hızlıca gidebilmek için bu sabah rotaların içinde paralı yolu tercih ettim. Başta iyi gittim ama paralı yol bile olsa İstanbul burası, trafik çilesi bitmez. Köprüye katılan yolda 1.5 km'lik kuyruk oluşmuş. Dur kalk dur kalk bir buçuk saatte ancak gelebildim. Arabayı Japon Bahçesi'nin yakınında bir otoparka götürdüm. Otopark dediğim de küçücük bir arsa. 100-150 m2'lik bir arsada arabalar sımsıkı parkedilmiş. Ben de yine başka bir arabanın hemen dibine parkettim.
Otopark ücreti 300 TL idi. Ücreti peşin alıyorlarmış ve kredi kartı geçmiyormuş. Bende nakit yok ki dedim, abla şurada atm var çekersin dedi görevli. Anahtarı teslim edip peki dedim. (Oysaki dönüşte başka bir görevlinin elinde pos cihazını görecektim.)
Arabadan inince atmlerin olduğu yere, Baltalimanı Kemik Hastanesi'ne geldim. Allah'ım nasıl kalabalık nasıl kalabalık. Mahşer yeri gibi. Allah düşürmesin, burada çalışanlara da Allah sabırlar ihsan eylesin. (Hani sağlık sisteminde devrim yapmıştık. Hiç de çağ atlamışız gibi görünmüyor buralar.)
Parayı çektikten sonra hastanenin karşısında Baltalimanı Japon Bahçesi'ne girdim.
Giriş ücretsiz.
Meğer burası minicik bir bahçe imiş. 3-5 ağaç ve bir de şu anda akmayan bir derecik var. Başka da bir şey de yok.
Ayrıca ağaçların hepsi de kuru.
Sakura çiçeklerini geçtim bir tomurcuk bir yaprak bile daha çıkmamış.
Son günlerde instagramda nihayet sakuralar açtı kaçırmayın gibi gönderiler görüyordum. Hatta bir kaç gün önce bir kadına gitmediğiniz halde neden gitmişcesine yayın yapıyorsunuz demiştim. Gitmediğimi nerden biliyorsunuz diye küstahça bir cevap vermişti. Ben de çünkü 2026 sakuralar henüz açmadı. Herkes gibi siz de geçmiş yıllara ait çekimlerinizi yeni çekim gibi yayınlıyorsunuz demiştim. O bayan da " Bir şey biliyorum da yayınlıyorum. Arkadaşlarım gitmiş ve bana bildirdiler, sakuralar açmış." deyince utanmış, yorumlarımı silmiştim.
Evet görünen o ki bu aptal karının bir b.k bildiği yokmuş.
Daha 10 dakika bile olmadan otoparka geri döndüm. Başka bir görevli gelmiş. Sadece 10 dakikadır duruyor bu araba dedim benden 100 TL aldı gene de.
Çıkarken benim anahtarı teslim ettiğim eleman çıktı geldi o 100 lirayı da iade etti.
Ben de bari Emirgan'a gideyim sahilde yürüyeyim dedim.
Emirgân'a aracı parkettikten sonra dolaşmaya başladım.
(Emirgân otopark ücreti: 270 TL)
Hava nasıl güzel... Deniz nasıl güzel...
Aslında ben koruda oyalanmadan direkt sahile inmeyi düşünüyordum. Emirgan'ın her halini biliyorum nasılsa; papatyalı hali, laleli hali, sümbüllü, negisli, kışın kuru hali, yazın sıcak hali... Mevsim mevsim biliyorum zannediyordum ama bugünkü manolyalı halini meğer bilmiyormuşum.
Demek ki manolya mevsimi hiç gelmemişim buralara.
Emirgân'da ne kadar da çok çin manolyası varmış. Pembe beyaz mor çeşit çeşit manolya...
Sadece manolyalar da değil defneler de açmış. Bir tane de bembeyaz bahar kokulu devasa bir bahar ağacı vardı.
Lalelerin de bir kısmı açmıştı.
Arka fonda boğazın mavisi Emirgânın çiçekleri güzel değişik kuş sesleri bahar kokuları... Bugün tam bir bahar cümbüşü vardı Emirgan'da.
Ayrıca koru epey sakindi. Rahatça gezdim. Boğaza baktım gemileri izledim beyaz bahar kokulu ağacı kokladım defne ağaçlarından yaprak ezdim bütün manolyaları inceledim lale fotoğrafları çektim.
Çok harika bir zaman geçirdim Emirgân Korusu'nda.
Buradan sahile indim. Sakıp Sabancı Müzesi'ne geçtim.
(Sakıp Sabancı Müzesi bu sene indirimli 330 TL)
Her zaman çok sevimli bulduğum bahçesinden geçtim.
Artık her köşesini ezbere biliyorum buranın.
Kıvrımla kıvrıla giden yol, havuzlar, teraslar, güzel ağaçlar, araya serpiştirilmiş sanatlı çeşmeler, bahçe ile uyumlu mermerden yapılmış sanat eserleri...
Sonra boğazı gören muhteşem bir teras ve arkada atlı köşk.
Bahçe de köşk de göz yormuyor. Ne sıkıcı bir büyüklüğü var ne bunaltıcak kadar keskin çizgileri. Seviyorum burayı.
Bu sefer önce kafeteryaya geçtim.
Sabahtan beri bir şey yememiştim.
Eli yüzü hâli hareketleri anlamlı 50-60 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir hanımefendi servis yapıyordu.
Ben de bir çapata sandviçi ve çay istedim.
( Çapata sandviç 130 TL, küçük çay 70 TL)
Zarif bir el çabukluğu ile hazırlanan özenli tepsimi alıp boğazı gören bir masaya oturdum. Hava da harikaydı manzara da. Taraçada bir iki kişi dışında kimseler yoktu.
Bu arada bana çapata sandviçi yerine zeytinli açma gelmiş ama o da sorun değil.
Çok güzel bir fincanda mis kokulu taze çay, iştah açıcı görünen bir açma, güneşli taze bir bahar havası, kuş sesleri, karşımda dünyanın en güzel manzarası...
Hayatımın en güzel dakikalarından birkaçını yaşadım burada.
Sonra müzeye geçtim.
Önce Atlı Köşkü dolaştım.
El yazmaları fermanlar hat sanatının en güzel örnekleri...
Kendimden geçerek inceledim her birisini de...
Sokullu'nun satın aldığı köyün varislerine intikali ... gibi bir şeyin fermanı imiş.
Galeride de artık neredeyse hepsini ezbere bildiğim resimlere yeniden büyük bir hazla baktım.
Galeriyi de dolaştıktan sonra hediye dükkanına girdim. Burada da pek çok şey beğendim ama bu sefer hiçbir şey almadım.
Sabancı Müzesi'nden çıkınca önce Emirgân Çeşmesi'nin olduğu çınarlı meydana geldim. Orada Emirgân Camisi'ne girdim. Sonra da Emirgân'ın arka sokakları gezmek üzere içerilere girdim ki daha önce bu taraflara hiç gelmemiştim.
Güzel evler güzel sokaklar derken Lale Müzesi'nin işaretini gördüm.
Lale mevsimindeyiz şu müzeyi de merak ettim, bakalım ne varmış diyerek tabelaları takip ede ede müzeye geldim. Lale Müzesi Emirgan Korusu'nun hemen yanındaymış. Bir daire çizip koruya geri gelmişim.
Evet lale mevsimindeyiz. Lale festivali de başladı. Bu mevsimde hem de festival zamanında Lale Müzesi'nde ne yok biliyor musunuz? Lale... Evet bir tane bile lale ekmemişler buraya. Bahçede bir tane bile gerçek lale yok.
Bahçede olmadığı gibi içeride de lale ile ilgili bir tane bile bilgi yok.
Ben çeşit çeşit laleler, lale fotoğrafları, lale gravürleri, lale işlemeli padişah giysileri, laleli çiniler, lale desenli hat sanatları, kitaplar, lale ile ilgili hikayeler, şiirler, lale temalı hediyelik eşyalar vs bekliyordum.
Birkaç mendil, birkaç giysi, birkaç çini eser, birkaç sandık, bu kadar...
Fikir olarak muhteşem. Tarihi bir yer seçilmiş mekan da tamam ama olmamış işte.
Ne mekanın güzelliğini görüyoruz burada ne de o ruhu hissedebiliyoruz. Çok yetersiz kalmış.
Potansiyeli gördüm. Ehil bir kişinin elinde nefis bir yer olur burası ama şu hali ile sadece zaman kaybı.
Keşke biraz daha düzenleme yapıp öyle açsalardı bu müzeyi.
Her yer karmakarışık. Birbiri ile ne alaka dediğim birçok şey.... Kısaca çok zayıf buldum. Daha da gelmem buraya herhalde.
Koruya kadar gelmişken geri dönmeyeyim artık dedim.
Emirgan Korusu'nda biraz daha gezindikten sonra Maslak Kasırları'na geçtim.
Burası da yıllardır aklımda idi.
Burayı da bir göreyim istedim.
Aslında Maslak Kasırları Emirgân'a çok yakınmış. Çok kolay geldim.
Askeriyenin yanındaki otoparka aracımı parkettim. Otopark ücreti burada 120 TL.
Maslak Kasırları'ndan hiçbir şey beklemiyordum. Hakkında birşeyler okumamıştım. Tamamen nötr olarak geldim.
Gayet de güzel bir yermiş.
Sonradan tarihini okuyunca epey önemli yer olduğunu anladım.
Gayet hoş bir kaç binanın olduğu çok hoş bir yer.
Buranın en büyük şanssızlığı şu anda otoyolun yanında olması. Devasa ağaçlara rağmen korkunç bir uğultu var. Ses kirliliği o kadar yoğun ki bir müddet sonra insanı son derece rahatsız etmeye başlıyor. Herhalde bu yüzden pek kimse buraları tercih etmiyor.
Önce kasrı dolaştım; karanlık ve kasvetli idi. Tüm güneşlikler indirilmiş aydınlatma ile ışık veriyorlar ve muhtemelen burayı hiç havalandırmıyorlar. Eşyalar o kadar ruhsuz ki ruhum daraldı. Hemen çıktım buradan.
Kasrın yanında şu anda kullanılmayan minik sütunlu küçük balkonlu güzel sevimli bir yapı var.
Mabeyn-i Hümayun deniliyormuş bu güzel yere. Onun yanında da limonluk var.
Limonluk kelimesini duymuştum ama gerçek bir limonluk hiç görmemiştim.
Buraya yani Limonluk'a girince önce sıcak ve nemli hava çarpıyor. Bir müddet sonra çok güzel bir çiçek kokusu almaya başlıyorsunuz.
Etraf egzotik bitkilerle dolu. Belli ki birileri burası ile epey ilgilenmiş. Çiçek aşığı olarak devasa yukaları japon şemsiyelerini boyumu geçen starliçeleri görünce bayıldım.
En farklı gelen en hoşuma giden şey ise artık ağaç haline gelen kamelyalardı. Bunu sadece hikaye kitaplarında ve çizgi filmlerde görmüştüm; Güllerle dolu ağaçlar...
Buradan sonra da Çadır Ķöşke çıktım.
Burada tam balkona hizalı bembeyaz açmış bir bahar ağacı vardı.
Kafeterya da tam bu köşkün alt tarafında.
Alt taraflarda yeşillik alanlar minik havuzlar bir de boş büyük bir havuz ve başka binalar var.
Yan tarafta ise askeri alan başlıyor.
Bu arada buradaki tüm görevliler çok kibardı çok nazikti. Hepsi de burayı çok seviyor değer veriyor gibi görünüyordu.
Ses olayı olmasa buraya gelip kitap okumak mizik dinlemek arkadaşlarla sohbet etmek isterdim
Ruhumu dinlendirmek isteyeceğim bir yer olabilirdi.
Bence Abdulhamit burada yaşarken epey bir emek vermiş buraya belli.
Lakin ses gürültüsünden dolayı bir daha gelmeyi düşünmüyorum.
Çıkışta daha önce hiç görmediğim bu çiçekleri de gördüm. Renklerine bayıldım.
Maslak Kasırları'ndan çıkınca bir de Sarıyer'e mi gitsem acaba dedim. Sahilde yürürüm.
Nedense bugün bana yetmedi. Daha gezesim vardı. Tam olarak günümün hakkını veremedim sanki.
Ama Defneciğim okuldan çıkmıştı artık eve dönmem gerekiyordu.
Sonra yine trafik trafik
1,5 saat süren yolculuğumdan sonra Defne'yi babasından alıp eve geldim.
Bugün 11 km kadar yürümüşüm.
Bence bu günü güzel geçirdim.
Her günümüz bir öncekinden güzel olsun inş.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder