5/03/2026

BEYKOZ CAM VE BİLLUR MÜZESİ

02.05.2026 Cumartesi

Bu sabah hava çok güzeldi. Biraz soğuk ama güneşli bir bahar sabahı idi.

Biz de önceden konuşmuştuk. Bu 3 günlük tatilde hava güzel olursa bir yerlere kahvaltıya gidelim demiştik. 

Sabah erkenden yola çıktık. Beykoz Korusu'na gittik. Yollar cumartesi sabahı olmasına rağmen gayet açıktı. Yaklaşık bir saat sonra korudaydık. 

Sabah Kayaşehir'de hava nasıl da güneşliydi. Hatta boğazdan geçerken deniz nasıl güzel görünüyordu, masmavi ve ışıl ışıldı. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nü geçip karşıya geçmemizle hava tersine döndü. Önce bulutlandı sonra karardı ve bir müddet sonra belirgin bir şekilde soğudu.

 Beykoz bugün buz gibi ve çok rüzgarlıydı. 

Ben sabah Kayaşehir'deki havaya aldanarak incecik bir elbise giymiştim. Koruya inmemle bana bir üşüme geldi. Elbisemin de zaten yırtmacı çok derinmiş rüzgarla açılıp duruyordu. Hemen evden ne olur ne olmaz diye -iyi ki de-  koyduğum pantolonumu giydim. Kışlık montumu da iyi ki de almışım onu da üzerime geçirdim. Buna rağmen bugün çok üşüdüm yani o kadar soğuktu. 

Arabaya binerken bir valiz bir de büyük çanta vardı elimde. Ben bir ruh hastası mıyım nedir, bu kadar çanta ve valizle geziye mi gidilir demiştim içimden ama şimdi kendimi tebrik ediyorum iyi ki de hepsini de yanıma almışım.

Koruya gelince üst baş ayarlamasından sonra ben manzaraya koştum. Defne ise arkamda top oynayalım baba hadi top top diye zıplıyordu.

Onlar top oynarken ben etrafa bakındım.

Biraz zaman geçtikten sonra bir kameriyeye geçip kahvaltı hazırladık. 

Defne yolda iken  "Baba kahvaltıyı dışarıda yapalım mı?"  demişti. ( Biz niye öyle dediğini  tabii ki çok iyi biliyoruz. Sırf kapalı bir mekana girmeyelim araçtan indiğimiz gibi hemen babası ile top oynamaya başlasın kahvaltı yaparken de  -nasılsa kendi birşey yemez -yanda parkta hoplasın zıplasın istiyordu. ) Babası da yolda durup peynir zeytin domates salatalık açma vs almıştı.Evden de tedbirli çıkmış termosa da sıcak su koymuş ne olur ne olmaz diye.

Defne babası ile oynarken çayı hazırlayıp kahvaltılıkları çıkarttım.

Böylece dışarıda parkın hemen yanında  kahvaltımızı yaptık. 

Lakin hava o kadar soğuk ki. Koru bugün neden bu kadar tenha anlaşıldı.

Gelen aileler de toparlanıp toparlanıp gittiler. Hatta bir aile kamelyayı streçle çevreledi ama yine de bir 10 dakika zor dayandılar onlar bile toparlanıp gitti. 

 Bir biz bir de 5-6 kişilik ortaokul öğrencisi olduğunu tahmin ettiğim her iki laflarından biri olarak ananı s..erim , yok ebenin a.. , s..rim, s...tir git...  olan bomboş beyinlerinde analarını ve ebelerini s.kmekten başka bir düşünce olmayan bir primat grubu vardı ki çok rahatsız olduk. Sonra hepsi murat 131 arabasına binip epey müddet sıkış sıkış içeride oturdular. Arabayı kim kullanıyor nasıl sığıyorlar küçücük arabaya bu kadar kişi, içeride ne yapıyorlar artık bilemedim.

Hava çok soğuktu biz de kahvaltıyı kısa kestik. Hemen toparlandık çünkü durulacak gibi değildi. Herşeyi arabaya geri yerleştirip dönmeye karar vermiştik ki madem o kadar yol geldik gitmeden şu koruyu bir turlayalım dedik. 

Yukarı doğru yürümeye başladık. Koru her zaman ki gibi çok güzeldi. Tam mevsimi çok güzel açmış sakuralar daha tam açmamış biraz daha var erguvanlar bu koruda da vardı. Kuş sesleri de çok güzeldi. 

Sonra hadi bir de gelmişken Beykoz Cam ve Billur Müzesi'ne geçelim dedik.

Cam ve Billur Müzesi'nde Müzekart geçerli değil. Ögretmen indirimi ile kişi başı 125 TL ödedim. Defne'ye ise para almadılar.

Beykoz Cam ve Billur Müzesi bugün çok güzeldi. Gezerken de hava biraz yumuşadı. Hatta bir ara güneş bile açtı. 


 Defne hemen parka yöneldi. Trambolinde zıpladı da zıpladı. 

Etrafı gezdik. Tavşanları sevdik.

Sonra müzeye girdik.  Yine çok beğendim burayı. 

Sonra bahçede dolaşırken tavus kuşlarını gördük.

Muhteşem bir kuş. Epey inceledim yine hayran oldum. Yani  bu kuşu canlı görmesem internette görsem kesin yapay zeka işi bu, gerçek olamaz bu kuş derdim. Bir kere bu tüylerle uçamaz kaçamaz doğa da direkt yem olur yok olur vs derdim. 

Bu sırada yağmur çiselemeye başladı.

Biz de Çeşm-i Bülbül Cafe'de şemsiyeleri açtırdık hemen altına sığındık. Defne'nin babası bize çay ve tatlı ısmarladı. Defne sadece çay içti babası havuçlu kremalı kek aldı ben de çilekli kremalı milföylü pasta aldım. 

Burası çok güzel...

Epey zaman geçirdik burada. 

Defne çok mutluydu.

Sonra da koruya geri döndük. Ben " Hadi size 10 çeşmeleri, Orhan Veli'nin evini, Mecidiye Kasrı'nı vs göstereyim dedim ama hiç ilgilerini çekmedi. Eve dönmek istediler. 

Koruda dönerken bir büyük baştan kara kuşu gördüm. Şimdiye dek bu kusları hiç görmedigim  farketmediğim için şaşırıyorum. Müzede de çay içerken bir ispinoz kuşu gelmişti yakınlarımıza.

Bugün Beykoz Korusu çok  güzeldi. Hiç kimselerin olmadığı bayırlarda papatyalardan bir örtü vardı sanki.  Her taraf öyle güzeldi ki.

Dönüş yolu yine açıktı. 50 dakikada Deposite'ye geldik. 

 Defne'nin takıntı haline getirdiği pembe tavşan minişi buralarda da aradık bulamadık ( İnternette akşam bulduk. Baş barmağımdan küçük minicik bir miniş için 3000 TL civarı fiyat biçmişler. Türkiye'de bir miniş nasıl 60 Euro oluyor anlamak mümkün değil.)

Sonra da Köfteci Yusuf'a uğradık. Karnımızı da bir güzel doyurduktan sonra eve dondük.

Güzel bir gündü. Defne çok mutlu idi. 

Her günümüz bir öncekinden güzel olsun inş


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder