5/01/2026

BALTALİMANI JAPON BAHÇESİ, BEYLERBEYİ SARAYI, NAKKAŞTEPE MİLLET BAHÇESİ,KUZGUNCUK GEZİSİ

 29.04.2026 Çarşamba

Bu sabah çok zor uyandım. Son günlerde hava çok güzel olunca okula ince kıyafetlerle gitmiştim. Evde de camlar hep açık. Hangisi tetikledi bilmiyorum, okulda çok üşümem mi yoksa camların açık oluşu mu yoksa bir yerden mikrop mu kaptım, dünden beri boğazım biraz kötü ve üstümde müthiş bir halsizlik var. Gece yatarken huzursuz yattım. Sabah 06:30 da uyandığımda hiç iyi değildim. Bugün zaten boş günüm fırsattan istifade Defne'yi yollayıp biraz uyusam mı acaba, dinlenirsem daha çabuk atlatırım bu durumu dedim içimden. Ama sonra "Kalk B. kalk nasılsa uyuyamazsın. Bir sürü ev işi var. Akşama kadar çamaşır bulaşık yemek derken daha da yorgun düşeceksin. Evde kalıp dinlensen bile öylece yatacaksın. Ama uyuyamayacaksın. Hep yapılacakları düşünmekten bir gram yine dinlenemeyeceksin. Defne'yi almaya giderken şu ankinden daha da yorgun olup artı üstüne korkunç bir baş ağrısı eklenerek bugünü bomboş geçirdiğin için kendine çok ama çok kızacaksın. "  O yüzden ne yapıp ne edip bugün kendimi dışarı atmaya kadar verdim. Kendimi kötü hissedersem gezimi erken kesip geri dönerim.

Böylece Defne'yi okula bıraktıktan sonra Baltalimanı Japon Bahçesi'ne doğru yol aldım.

Baltalimanı Japon Bahçesi bana yaklaşık 33 km uzaklıkta. Bir kaç hafta önce yine oraya gitmiştim o zaman sakuralar henüz açmamıştı. 

Duyduğuma göre artık açmış.

Yolculuğum 1.5 saatten fazla sürdü. 08:30 gibi Defne'yi okuluna bıraktım 10:15 gibi Baltalimanı'ndaydım. Arabamı daha önceden de bildiğim otoparka emanet edip bahçeye geçtim.

Bu bahçeye giriş ücretsiz.

Evet Baltalimanı Japon Bahçesi'nde sakuralar açmış ve çok güzeller.

Japon Bahçesi'ni beğendim sakuralar çok güzeldi lakin burası oldukça bakımsız kalmış. Keşke biraz daha özen gösterseler.

 Biraz bakım yapılsa buranın cennetten bir köşe olma potansiyeli var. Gezdim gördüm lakin bir daha gelmeyi düşünmüyorum. Yolumun üstü olursa ancak uğrarım.

Burayı biraz dolaştıktan sonra ( Bir yarım saat kadar kalmışım burada.) çıktım.

 Otopark ücreti olarak 100 TL aldılar.

 Mantıklı olan yol üzeri buralara yakın başka bir yere geçmemdi. Mesela Emirgân Sarıyer ya da ne bileyim Rumeli Hisarı gibi bir yer. Ama oralara değil Beylerbeyi Sarayı'na gidesim geldi. Beylerbeyi Sarayı karşıda Üsküdar'da. Yani çok alakasız bir yerde. Ne saçma bir güzergah dedim içimden ama sonra ortada sadece ben, keyfim ve kahyası olduğu aklıma geldi. Beni engelleyen nedir ki? Arabaya atladım Beylerbeyi Sarayı'na gittim. Bir yarım saatten fazla da burada trafikte kaldım. Ama sorun değil. Yollar çok güzeldi.

Beylerbeyi Sarayı'nın yanında Sabancı Olgunlaşma Enstitüsünün bahçesine aracımı park ettim ve Beylerbeyi Sarayı'na geçtim. 

Buraya Müzekartımla girdim. 

Önce bir şeyler yiyeyim dedim. Beylerbeyi Sarayı'nın limonluğu kafeterya olarak hizmete açılmış oraya girdim. Bir kahvaltı tabağı istedim. Cam kenarında bir masaya oturdum. İçerisi çok aydınlık ve sıcaktı. Hemen camları açtım ki içeriye hava girsin. (Ben her  girdiğim ortamda cam açan ortamı havalandıran kişi olurum.) Aslında mis gibi bu bahar havasında dışarıda oturmak en güzeliydi ama dışarıya kahvaltı servisi yokmuş. 

Camın altında kediler miyavlayıp duruyordu. Hatta bir tanesi diğer masanın olduğu cama tırmanıp bir parça peynir kapmak için akrobatik manevralar yapıp duruyordu. Sonra masadaki teyzeler bir kaç parça yiyecek attılar onlara. Bu arada teyzeler demişken limonlukta oturup bir şeyler yiyen içenlerin hepsi de yaş ortalaması epey yüksek kadındı. Sonradan eşleri ile birlikte 2 erkek geldi. O kadar. Bence epey garip. 

Tam kahvaltım gelmişti ki bazı masalar boşaldı ve 4-5 kişilik bir aile 2 kişilik masaya oturdu daha doğrusu oturmaya çalıştılar. Ben de personele isterlerse yerimi onlara verebileceğimi söyledim. Onlar da memnuniyetle kabul etti. Ben minik fıskıyeli süs havuzunun yanında 2 kişilik masaya geçtim. Onlar çok teşekkür ederek benim bahçeye bakan masama geçtiler. 

Minik havuzun yanında şırıl şırıl su sesi ile masam çok hoştu. Ayrıca kahvaltım gözüme çok hoş göründü.

Gayet mutlulukla kahvaltımı yaptım. 

Ama bir daha kahvaltı söylemeyeceğim. Çünkü ben kahvaltılarda çoğu şeyi yiyemiyorum neredeyse her şey ziyan oluyor. Hatta 3 çay hakkım vardı. Evde olsa 10 bardak içerim ama burada 2. bardak çayımı bile zor bitirdim.

Galiba gerçekten de hastayım. (Çay bile içemediğime göre. ) 

(Kahvaltı 750 TL)

Daha sonra bahçeyi dolaştım. Beylerbeyi Sarayı'nda tadilat var. O yüzden geçişleri deniz kenarından vermişler. 

Manzara harika.

Deniz bugün nasıl güzel nasıl mavi anlatamam. 

Biraz boğazı seyrettikten sonra içeri girdim. 

Beylerbeyi Sarayı gayet güzeldi. 

Lakin fotoğraf çekimleri serbest olmuş. Her tarafta poz veren instagramcılar vardı. Normalde saygı duyar onların önünden geçmezdim ama artık her yer işgal altında kalmış, yürünmüyor. Ben de daha da dayanamadım umursamadan önlerine atladım, bekle bekle kaç tanesini bekleyeyim bir iki kişi değiller ki. Bugün 20-30 kişi arkamdan küfretmiş olabilir.

Bugün sarayda bir sürü küçük çocuk vardı.  Gencecik beti benzi atmış hayatlarından bezmiş öğretmenler bu özel okul bebelerini zaptetmekte epey güçlük çekiyorlardı. Aklıma Hollanda Rijkmuseum'daki anaokulu öğrencileri geldi. Sadece 5-6 çocukla gelen eğitimciler önce çocukları bir sanat eserinin önüne oturtuyor sonrasında bilgisayar tablet vs kullanarak oldukça profesyonel bir eğitim veriyordu. Burada ögretmen başına çok fazla ögrenci vardı. Ne yapsın öğretmen sadece çocukları zaptediyordu sadece etrafa zarar vermelerini engelliyordu.

Beylerbeyi Sarayı'na defalarca geldim ama en son gelişimin üstünden çok uzun yıllar geçmiş, her şey bana çok farklı ve güzel göründü. Mesela bu mavi sütunları hiç mi hiç hatırlamıyorum.

Daha sonra çıkıp bahçeyi dolaştım. Bu bahçede her tarafta pek çok devasa manolya ağacı var. Manolya mevsimi yeniden gelmek gerek. Hem şu anda süregelen tadilat da belki o zamana dek bitmiş de olur. Hem de yüzlerce ögrenci olmadan gezmek daha keyifli olabilir.

Otoparka 300 TL ödeyip buradan da çıktım.

 Nakkaştepe Millet Bahçesi'ne geldim. 

Burada çok güzel mor salkımlar vardı. Ayrıca erguvanlar da açmaya başlamış. Morlar pembeler her yerde.

  Manzara ise her zaman ki gibi harika.

Burada epey bir manzarayı seyrettim.

 Koruda dolaştım. 

Koruda gençler için de pek çok parkur var. Tenis kortları, monosiklet parkurları, ne denir bunlara bilmiyorum ama survivor rotaları diyeyim gençleri heyecanlandıran şeyler.

Burası gençler çok için de aileler için de güzel bir koru bence.

Bu koruda da her ağaçlık alanda olduğu gibi  o çok sevdiğim kuşlardan biri, bir ispinoz kuşu hiç durmaksızın ötüyordu. Her ağaçlık alan dediysem de Boğaziçi'nde ağaçlık alanları kasdediyorum. Kayaşehir'de ya da Edremit'te bir kez bile duymadım. Geçen Göztepe 60. Yıl parkında ilk kez bir büyük baştankara görmüştüm, acaba bugün de bir ispinoz görebilir miyim diye dikkatlice bakınca benim güzel kuşum tam da görüş hizama geldi. Böylece ömrümde ilk kez bir ispinoz kuşu gördüm. Ben de hemen fotoğrafını çektim. Çok güzel bir fotoğraf değil telefonum bu kadar çekebildi ama çok mutlu oldum yine de. Uzak bir ağaca kaçıncaya kadar epey bir müddet bu kuşu izledim dinledim. Bayılıyorum ispinozlara.

Sonra sahile indim. 

Yürüye yürüye Üryanizade Ahmet Esat Efendi Camisi'ne geldim. Caminin bahçesi epey bakımsız kalmış her yeri otlar bürümüş ama manzara elbette ki hoş.

Camiye girip üst kattan pencerelerden Boğaziçi'ne baktım. 

Denizde bir karabatak vardı. O kadar hayat doluydu ki. Hiç durmaksızın dalıyor çıkıyor kafasını sallıyor. Sürekli bir hareket halindeydi. Akıntı sebebi ile su onu alıp götürünceye, görüş alanımdan çıkıp gidinceye kadar onu izledim.



Yaşamak güzel şey doğrusu

Üstelik hava da güzelse

Hele gücün kuvvetin yerindeyse

Elin ekmek tutmuşsa bir de

Hele tertemizse gönlün

Hele kar gibiyse alnın

Yani kendinden korkmuyorsan

Kimseden korkmuyorsan dünyada

Dostuna güveniyorsan

İyi günler bekliyorsan hele

İyi günlere inanıyorsan

Üstelik hava da güzelse

Yaşamak güzel şey

Çok güzel şey doğrusu.

Melih Cevdet Anday


Acaba karabataklar uçabiliyor mu? Hiç uçan bir karabatak görmedim. 

Akan su başımı döndürünce biraz da namaz kılanları seyrettim.

Gençliğinin güzelliğinin zirvesinde çok hoş genç kızlar namaz kılıyorlardı onları izledim. Hastalığımdan mıdır nedir bir kaç gündür beni esir alan hüzün süratle ayyuka çıktı. Onları izlerken derin bir kedere daldım. Daha bir kaç dakika önce oysa ki gayet de iyiydim.

Ne kadar sağlıklılar ne kadar güzeller... Yüzlerini görmesem de endamlarından hareketlerinden gençlik tazelik fışkıyor. Bir erkeğin direk aklını başını alabilecek bir taravet var üstlerinde. Maddi manevi tertemiz görünüyorlar. 

Of canım daha da sıkıldı.

Onların gençliği güzelliği benim canımı sıkıyor. Aman Allah'ım, durduk yere sağa sola sataşan huysuz ihtiyarlara mı dönüyorum yoksa?

Aslında sonraki günlerim için bugün benim en genç günüm, biliyorum ama yine de teselli olamıyorum. Boşa geçmiş ömrümü düşündükçe nasıl da ruhum daralıyor anlatamam. 

" İçimde maziden kalma duygular

Ağla geri gelmez günlere, diyor"

Bugün hiç tanımadığım bir kadın durup dururken çok tatlısın demişti. Aklıma bunu getirip kendimi teselli etmeye çalışıyorum ama nafile. 

Böyle nedenini aslında çok iyi bildiğim bir can sıkıntısı ile boğazı arşınladım. Hava çok güzel her yer çok güzel. Bu havalara keder de hiç yakışmıyor. Bir keder bir mutluluk arasında gide gide Kuzguncuk'a gelmişim.

Her zamanki suya baktığım köşeme gittim. Bu sefer her zamanki gibi karşıdaki fırından lezzetli kurabiyeler almadım. Bir sehpa açtırıp yandaki kahveden mis kokulu çay da ısmarlamadım. Buradan denize bakasım bile gelmedi. Sanki İstanbul'un bu köşesine küsmüştüm. Hemen yukarı caddeye çıktım.

Kuzguncuk Bostan'a geçtim. Eskiden FB'ciğim otururdu buraların yukarısında. Sırf bu yüzden bile buraları severdim. Ruhum sıkılsa uğrayabileceğim bir limandı orası. Artık o da yok. Zaten artık uğrayabileceğim bir nefes alabileceğim hiç bir yer yok. Yapayalnızım bu dünyada.

Bu aralar eski arkadaşlarımı (Aslında eski zamanlarımı desem daha doğru olur.) çok özlüyorum. Herkes başka hayatlara başka yörüngelere savruldu gitti.



Başka başka sokaklara geçerek Nakkaştepe'ye geri döndüm.

Dönüş yolunda boğazda 2 -3 tane uçan karabatak gördüm.

 Karabataklar uçabiliyormuş. 

Şimdiye kadar hiç uçan karabatak görmemiştim bugün ise bir sürü gördüm.

 Neye odaklansak hayat o kısmı bize açıyor orayı bize gösteriyor. 

Gönül bağımız olan insanları da sürekli görürüz. Ekmek almaya giderken, pazardan dönerken, hatta benzin alırken. Bazen korkunç İstanbul trafiğinde sıkışmış, anayolda öylece dururken bile sevdiğimiz kişi tam da yanımızda beliriverir arabadan arabaya konuşursunuz. Normalde böyle bir şeyin olma olasılığı imkansıza yakındır ama olasılıklar sadece bir sayıdır. Hayata hükmedemez. Gönül bağın koptuğunda ise o kişiler birden görünmez olurlar. Artık hiç rastlamazsın. Hatta bazen artık rastlamadığını bile farkında olmazsın. 

Uçan karabatak üzerine aforizmalar....

Daha çok konuşurum bunun hakkında ama bir bahar rotası yazısı için hiç de uygun değiller.


Koruda biraz daha dolaşıp artık geri döndüm.

Nakkaştepe'de otopark ücreti HGS tarafından kesiliyor. (190 TL kesilmiş)

Ayrıca bugün Boğaziçi Köprüsü'ne 59 TL

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ne 75 TL ödemişim. 

Bugün 8,75 km yürümüşüm. 13. 888 adım atmışım. Her zamanki ne göre kötü bir performans ama yine de çok yoruldum. 

 Defne'yi kaptığım gibi eve geldim. Yemek vs derken artık gerçekten çok yorgunum ve yine efkar bastı.

Ben yoruldum hayat daha da gelme üstüme. 

Herkese mutlu baharlar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder