3/23/2026

AYVALIK


 18.03.2026 Çarşamba

Okullar kapanınca hemen memlekete gelmek istemedim. Önce evde işlerimi bitirmeye çalıştım. (Bitmedi.) Dün öğle saatlerinde yola çıktım. Gayet rahat güzel bir yolculuktan sonra şimdi Edremit'teyim. 

Bu sabah uyanınca önce Edremit'te hep gittiğim kuaföre gittim. Bayrama biraz bakımlı girmek istiyordum ama kapalı imiş. 

Sonra çarşıya gittim. Firuze yüzüğümü tamir ettirecektim. O dükkan da kapalı idi. Tam da bayram öncesi çarşıda iş halletmek için pek uygun bir zaman değilmiş.

Sonra çarşamba pazarını dolaştım. İşte buralar bugün çok kalabalıktı. Gösterişli boncuklu büyük oyalı genellikle sarı renk ağırlıklı gözalıcı tülbentlerini kendilerine has bir bağlayışla bağlamış güzel alımlı genç yörük kadınları yine her bayram öncesi olduğu gibi pazara akın etmişlerdi. Nereli olduklarını nerede yaşadıklarını hep merak ettiğim bu şalvarlı terlikli ( Terlik kadınların dışarı çıkarken giydikleri siyah manto, bildiğimiz terlik değil.) kadınlar altın bilezikli kollarını şıngırdata şıngırtata pazardan alışveriş yapıyorlar, aldıklarını da terliklerini ters döndürürerek sırtlarında taşıyorlardı. Benim kumaşcılarda işim vardı. Burada da bu süslü yörük kadınları bol yüzüklü parmakları ile bir köylü kadından beklenmeyecek narinlikle rengarenk basma kumaşları kontrol edip kendilerine şalvarlık kumaş kestiriyorlardı. 

Ben de kumaş alacaktım lakin istediğim şeyi bulamadım.

Buralardan da elim boş çıktım.

Eve döndüm. 

Annemin söylediğine göre bayram boyu yağmur varmış.

O zaman bugün bu güzel havayı değerlendirmek lazım. Bizimkilere hadi çıkalım dedim. Ege Bora direk reddetti zaten o bizimle takılmaz. Bel ağrısından nefes bile alamayan annem tamam hadi hemen çıkalım dedi. Ona da gezme olsun yeter ki. Defne ben gitmem sen de gitme anne dedi. Uzun bir ikna çalışması sonucu Defne kesinkes gelmemeye karar verdi. Annem ben Defne ile evde kalırım sen git dedi. Ben de oyalanmadan çıktım.

Açıkçası yalnız çıkabildiğime de çok sevindim. Defne mıy mıy mıy yol boyu rahat vermezdi zaten. Annem ise zaten yürüyemiyor. Gelseydi nereye gitmek istesem ne gerek var diyecekti isteğimi hevesimi kıracak birşey kesin bulacaktı. İyi oldu yalnız çıktığım.

Önce Küçükköy'e gittim. Küçükköy bize yaklaşık 64 km uzaklıkta Ayvalık'ın bir köyü.

Daha önce methini duymuş ama hiç görmemiştim.

Şansıma bugün hava çok da kapalı değil. Güneşli de değil ama en azından yürünebilecek seviyede. 

Yol boyu tarlalar zeytinlikler çok güzeldi. Yazlıkların arasından ise bol köpüklü dalgalı deniz görünüyordu. Masmavi değil de daha çok yeşil gibi gri gibi yer yer kahverengi gibi farklı bir maviydi. Zaten denizin binlerce rengi binlerce hali vardır hiçbiri birbirine uymaz. 

Yemyeşil tarlalarda bazen bembeyaz bir ağaç bazen pembe açmış ağaçlardan oluşan bir meyve bahçesi görüyordum. Herbirini de hayranlıkla inceledim. Bu mevsim tabiat çok güzel. 

Tek tük arabanın olduğu tenha şehirler arası yolda tek başına araba kullanmak kadar zevkli bir şey var mı?

Gerçekten çok keyifli bir yolculuk yaptım. 

Sonra yol üstü Köklü Zeytincilik'in fabrika satış mağazasını gördüm. Son bir kaç yıldır  buradan kargo ile zeytinyağı siparişi veriyorum. Mağazayı görünce çok sevindim kendim alayım bu sefer dedim. Hemen bir mola verdim.

Eskiden anneannemin karşı komşusunun yağını alırdım. Çarşıda küçük bir dükkanda kendi tarlalarının yağını epey yüksek fiyattan satarlardı. Ama o tarlanın ağaçlarının zeytinlerinden yapılan yağın lezzetini bilen biliyordu. Ben çok küçükken belki ilkokul belki daha da eski bir zamanda annenannem o tarlada bulunan yazlığa götürmüştü. Çok güzel hatırlıyorum orayı. Sonra bu aile o tarlayı villalar karşılığında sattı. ( kaç villa olduğunu unuttum.) Şimdi Fener'de o ağaçların yerinde villalar var. Bizim enfes lezzetli zeytin veren ağaçlar da kesildi gitti tabi.

Sonra başka bir aile dostumuzun tarlasından kendi ailesi için ürettiği yağdan ben de nasipleniyordum o yağ da çok güzeldi. Sonra o aile de büyüdü aileye yeni gelinler damatlar torunlar vs katıldı. Artık benim için yağ kalmadı. 

Sonra Vakıflar zeytinyağını kullandım. Orası da artık ne alemde bilmiyorum. 

Şimdi ise yine arkadaşların tavsiyesi ile Köklü Zeytinyağı alıyorum. 

 Ben hep online sipariş veriyordum. Dükkanı görünce kendim alıp götüreyim istanbul'a diye düşündüm. 

Böyle dükkanlardan yöresel  alışveriş yapmayı çok sevdiğim için zeytinyağı ile birlikte dünya kadar alışveriş yaptım bugün.

10 kilo erken hasat ekstra virgin saf zeytinyağı 5000 TL

Organik elma sirkesi 320 TL

Karadut suyu 190 TL

Süt reçeli 190 TL

Sakız reçeli  190 TL

Siyah zeytin

Kırmızı çizik zeytin 

Yeşil çizik zeytin 

Bir kalıp zeytinyağlı sabun 80 TL

Toplam 7.097 TL ödedim.

Sonra yola devam ettim.

Küçükköy'e geldim. Burası eski bir Rum köyü imiş. Mübadele sırasında terk edilmiş. Harabe olmuş. Bir grup iş adamı ise bu terkedilmiş evleri restore ederek gayet güzel bir köy haline getirmişler ve getiriyorlar. Bir Şirince ya da bir Adatepe olma yolunda.

 Yazın buralar canlanır ne kadar güzel olur. 


Bugün köyde herkes harıl harıl çalışıyordu. Herkesin elinde matkap testere. İş makinaları gelenler gidenler...  Yaza hazırlık tam gaz ilerliyor. Tamamen turistik amaçlı yapılarla dolu bir köy burası.

Köyün ilerisinde gayet lüks evler villalar ve mini oteller var. 


Burada sokakları dolaştıktan sonra Şeytan Sofrası'na doğru yola çıktım. Küçükköy'den biraz ilerleyince güzel bir deniz kenarına indim. Meğer Küçükköy'yün arka tarafı yürüme mesafesinde denizmiş. Zaten o taraflarda güzel villalar vardı. Demek ki onlar da denize bakıyormuş. Ne kadar güzel. Düşünüyorum da 100-150 yıl  önce ne harika bir yermiş buralar. Köyden çık 1 km yürü hoop deniz.

Burada yani sahilde de manzaralar yine çok güzeldi.

 Şeytan Sofrası'na sapınca yol daha da güzelleşti. Millet Ayvalık da Ayvalık diye boşuna demiyorlarmış.

Şeytan Sofrası Ayvalık Adaları'nı rahatça görebildiğimiz bir tepe.

Şeytan Sofrası'na çıkınca arabayı ücretsiz parkettim. Bir tesis tüm manzarayı tamamen kapatmış. Giriş ücreti olarak da kişi başı 100 tl istiyor. Etrafı dolandım lakin her yeri tamamen kapatmışlar manzara gözükmüyor. Aralıklara bile yapay çim koymuşlar ki gelenler aralardan manzarayı göremesin. Dolanmak istesen de aşağılar uçurum. Mecburen girdim içeri.



Manzara muhteşemdi. 

Ayvalık'ın büyüklü küçüklü pek çok adası harika bir biçimde buradan görünüyordu. 

 Buranın gün batımı çok güzel olurmuş.

Güzel bir havada mümkünse gün batımında yeniden buralara gelmek istiyorum.

Şeytanın ayak izini de gördüm. Yaklaşık 3 yaşında iken de buralara gelmiştim. Çok iyi hatırlıyorum. Şeytanın ayak izi denilince çok korkmuştum. Manzarayı vs değil etrafı çevrili bu ayak izini hatırlıyorum sadece. Oysaki sadece ayak izine pek de benzemeyen bir çukur burası. Annem imkansız 3 yaşındaki bir çocuk orayı hatırlamaz diyor ama hatırlıyorum.

Sonra çok üşüdüm bir bardak çay aldım. Tesiste girişte fiyat listesi asmışlar çay 40 TL idi ama fişe baktığımda benden 50 lira kestiklerini gördüm. Yani 50 TL deseler ben yine alırdım bu çayı ama esnaftaki insanları aptal yerine koyma isteğinin bir sonu yok galiba. Aa barkoda düşmemiş yok tabela güncellenmemiş. Hep aynı numara. İstanbul'dan Edremit'e gelirken de yolda bir tesiste durmuştuk. İki çay bir tost almıştık. 30 tl fazla ücret almışlardı. Çay 60 TL idi orada da. Görevliye bu 30 TL fazla nereden oluştu dediğimde aa barkod yanlış olmuş bakıyorum şimdi vs deyip direkt paranın üstünü uzatmıştı. Hep aynı ahlaksızlık hep aynı yüzsüzlük. İğreniyorum hepsinden de.

Neyse zaten çay da b.k gibiydi.

Biraz daha etrafa baktıktan sonra oradan ayrıldım.

Oradan inerken yolda bir kaç yerde durdum. Her yer çok güzeldi.

Bomboş plajlar ıssız sahiller.

Bu mevsimde buralarda olmak güzel.



Buradan Cunda'ya geçecektim ama biraz da Ayvalık sokaklarını dolaşayım sonra tekrar buralara geri dönmeyeyim dedim. Arabayı yukarıda bildiğim bir park yerine parkettim. Ayvalık sokaklarını dolaşmaya başladım.

Kan ter içinde kalmadan sıcaktan fenalaşmadan buraları gezmek de güzel. Gerçi her yer kupkuru çiçekler sarmaşıklar hiç yok ama böyle de gayet güzel Ayvalık sokakları.

 Yürürken yürürken daha önce hiç görmediğim Ayvalık Ayazması'nı gördüm.

Daha önce hep ismini duyduğum ama bir türlü gidemediğim Macaron Sokak'a da geldim. 

Her yer ama her yer çok güzeldi. 

Buralar mayıs ayında muhteşem olur. Ne yapıp edip sıcaklar bastırmadan bahar aylarında buralara gelmeliyim.




Burada sokaklarda epey dolaştıktan sonra Tarihi Güler Tatlıhanesi'ne geldim. 

Buranın lorlu kurabiye ve sakızlı kurabiyesi meşhur. Satıcıya farklı olan ne varsa koy dedim. Kurabiyenin kilosu 600 liraydı. Benim paketim 280 TL tuttu. 

Yan tarafta minik masalardan birine oturdum. Yan dükkandaki çay ocağından da çay istedim. Koca bir kupa enfes kokulu bir çay getirdi gayet sempatik hoş dükkan sahibi. ( Çay: 50 TL)

Az önce eski sokaklarda dolaşırken bir giysi dükkanında otantik beyaz bir yaz elbisesi görmüştüm. Çok beğenmiştim. Her ay şu kadar kilo versem temmuzda yeniden buraya geldiğimde ben bu kıyafeti alırım hemen de üstüme geçiririm buralarda efil efil giyerim demiştim. 

Daha yarım saat önce ayda 5 kilo verme planları yaparken şimdi burada hiç utanmadan oturup o kurabiyelerden üç tanesini çayın yanında yedim. Enfeslerdi. Özellikle lorlu kurabiye bana çok farklı geldi. Anneanne kurabiyesi desem ben böyle bir şey hayal ederim. Baymayan az şekerli güzel kokulu kezzetli kurabiyeler.

Burada da biraz dinlendikten sonra yoluma devam ettim. Şeytan Sofrası'nda başlayan başağrıma buranın çayı da etki etmedi. Başım zonklaya zonklaya devam ettim. 

Buradan çıktıktan sonra farklı sokaklardan yürüye yürüye otoparka geldim bu sefer de Cennet Tepesi'ne geldim. 


Cennet Tepesi de Ayvalık'ın arkasında kalan bir tepe. Manzara gayet hoş.

Burada da biraz etrafı seyrettikten sonra Cunda'ya geçtim.

Yine hiç bu taraflara gelmemiştim.

Edremit yazın o kadar sıcak ve kalabalık olur ki, bu yaşıma geldim buralara gelmeyi göze alamadım. 

Şimdi kimseler yok. Etraf sakin. Rahat rahat Cunda'nın da arka taraflarına geçtim. İlk defa görüyorum buraları. Ne kadar da çok gezilecek yerler var burada. Arabayı uygun bir yere parkederek bu sefer Aşıklar Tepesi'ne çıktım. Benden başka kimse yoktu tepede. Buraya da yine tek başıma bir başıma aşksız geldim. 


Buradan Cunda sokaklarını gezmek istiyordum lakin başağrım çok şiddetlendi.  Hem de daha da geç kalmayayım eve dedim. 

Yine güzel bir yolculukla etrafa baka baka eve geldiğimde neredeyse akşam ezanı okunmak üzereydi. Önce pidecide sıraya girdim son ramazan pidelerini (Benden sonrakilere pide kalmadı.) aldım sonra eve geldiğim gibi hemen Defne ile yukarı terasa çıktım. Bir iki dakika içinde top patladı. Sonra da tepedeki caminin mahyaları yandı.

Bugün çok güzeldi. Gezimi çok beğendim.

....

19.03 2026 Perşembe

Bugün babamın köyünde iftar var. O yüzden sabah uyanır uyanmaz hazırlanmaya başladık yola çıktık. Arefe günü ikindi vaktinde köyümüzün mezarlığında Kuran okunur vefat edenler anılır. Kuran tilavetine yetişmek istiyorum o yüzden ikindi olmadan köyde olmamız lazım. 

Kuyualan köyü bize yaklaşık 105 km uzaklıkta. 

Yol boyu yine çok güzel ağaçlar, çok güzel çiceklenmiş meyve bahçeleri gördük. Her çiçek açmış açmış ağacı Defne'ye göstererek annemi de Defne'yi de canından bezdirdim. 

İkindi vakti köyümüze ulaştık. Bugün hem yağmur yağıyor hem de çok soğuk. Aşırı soğuk. Bu yüzden Kuran camide okunmuş.  Mezarlıkta kimse yoktu. Annemde zaten anlamsızca mezara biraz bakıp bir kaç dua edip geri döndü.( Annem baban burada değil ki o çok güzel bir yerde deyip duruyor.)  Babam vefat edeli 5 yıl oldu ilk kez onunla başbaşa kalabildim. Özlediğim istediğim konuşmayı nihayet bugün yaptım babacığımla. 5 yıldır içimdekileri anlatamamıştım. İçim nasıl rahatladı anlatamam. 

Sonra Emine Halama geçtik. Ben köyde epey dolaşırım, bu bahar günü ne güzeldir her yer, diyordum lakin öyle bir soğuk vardı ki değil gezmek dolaşmak evin camından bile bakamadım.

Her sene olduğu gibi bu sene de arefe iftarını kuzenim Ebru verdi. 

225 kisilik iftar yemeği gayet hoştu. Güzel bir düğün çorbası, sadece etten oluşan bir et yemeği ki ben et çok sevmememe rağmen bu yemeği gayet beğendim, nohutlu pilav kadayıf turşu ve ayrandan oluşuyordu. 

( İftar yemeği 45.000 tl tutmuş turşular hariç. Turşuları halam kendi yapmış)

Yemekte tüm köyü tüm akrabaları gördük. Bayram gibiydi. 

Sonra yeniden Emine Halama geçtik.

Evde Emine Halam ve ailesi 10 kişi, Ayşe Halam ve ailesi 9 kişi, biz 3 kişi, Hatice ve ailesi 8 kişi bunun dışında halamın görümceleri eşleri çocukları ve başka akrabalar vardı. 

Bir odada sadece çocuklar vardı 11 kişi idi. Bir odada sadece kuzenler vardı 8 kişi balkonda sadece erkekler oturdu baya bir kişi bir odada babaannem ve büyükler vardı. Epey bir kişi idik yani.

 Halam kabak tatlısı ve yaprak sarması yapmış çayın yanında ikram olarak geldi. Çocuklara cips ve limonata vardı. 

Çocukları bu soğuk havada bir odada zapdedebilmek için epey bir çaba sarfetmemiz gerekti. Türlü türlü etkinlikler oyunlar vs yaptık. Hatice hepimize bandanalar örmüş. Bugüne özel bandanalarımızla fotoğraflar çektik. Defne epey bir harçlık topladı.

Vel hasılı kelam cümbür cemaat çok güzel bir akşam geçirdik. (Bunları yazarken bile hâlâ kafam yerinde değil. Uğul uğul sesler günlerce kafamın içinde döndü durdu.)

 Sonra gece 1 gibi evimize gelebildik.

...

20.03.2026 Cuma

Bugüne güzel bir kahvaltı ile başladık. Bayramın birinci günü bugün.

Sonra oyalanmadan çıktık. Bize gelecek pek kimse yok. Herkes bir plan yapmış. Evde beklemeye gerek yok. Önce Novada'ya geldik. Biraz dolaştık. Hava çok ama çok soğuk. Kaz dağlarının tepelerine karlar düşmüş.

Bugün Defne'yi termal havuza götüreceğim. 

Burada meşhur olan Adrina Otelini havuz için aradım. Bayramda kalabalık olduğu için bayram süresince dışarıdan misafir kabul etmiyorlarmış. 

Saruhan Otel'e gittik biz de.

Otel havuzu internette gayet geniş güzel görünüyordu. Gerçekten de öyle. 

Lakin bu havuz hiç derin değil. Hayal kırıklığı... 110 cm'lik derinliği ile yüzmek için değil suda dinlenmek için yapılmış. Napalım. Biz de suda öyle durduk. Güre'nin meşhur kaplıca suyunda şifalanırız biz de dedik. Defne yine de bu sıcacık 36 derecelik suda oynadı gayet eğlendi. Oynadıkça havuzdan bir buhar dalgası yükseldi. Normal havuzlardan farklı olarak klor kokusu yok burada. Onun yerine hafif kükürt kokusu var. Bir de su devir daim etmiyor. Bir kaynaktan kaplıca suyu sürekli akıyor. Akan su da oldukça sıcak. 

Annem daha salona girer girmez yüzünü düşürdü. Kadın erkek karışık olduğu için hiç hoşuna gitmedi. Tamam benim de hoşuma gitmedi ama burada kadın ayrı erkek ayrı olan Körfez Tatil Beldesi'nin havuzu süs havuzu gibi minicik bir havuz. Ben yüzülebilir bir havuz aradığım için bunu buldum. Ayrıca havuz internette daha büyük görünüyor.

Havuzda kaldığımız süre boyunca annemin  yüzü şöyle idi;


Burada 3 saatten fazla kaldık. Afroditin banyo yaptığı güzelliğini borçlu olduğu sulardan biz de faydalandık. Yüzlerimiz sıcak sudan kırmızı kırmızı oldu. Sonra çıkıs vakti yaklaşınca hadi bir de saunaya girelim dedik. Aman Allah'ım saunada da erkekler vardı. Garipsedim ne alaka yani karışık sauna mı olur? Duramadım çıktım. Sonra Türk hamamına geçeyim dedim. Orada ise hayatımın şoklarından birini yaşadım. İki adam göbek taşında uzanmış keseleniyorlar. Iyyy... Ne kadar iğrenç Allah'ım. Direk havuza geri gittim. Kadın erkek karışık hamam mı olur. Ben şok. O kadar otel gezdim hiç kadın erkek karışık hamam görmedim. Yüzme havuzu tamam hepsinde karışık oluyor ama sauna hamam vs tamamen ayrı olur. 

Sonra onların çıkmasını bekledim ama bu sefer de koca adamlar keseden sonra göbek taşında horul horul uyudular. Neyse yarım saat sonra çıktılar. Hemen biz girdik. Sadece Defne ile biraz suda oynamaktı niyetim.  Lakin 1-2 dakika geçmeden başka bir iki erkek geldi. Yani hangi kültürde hangi şehirde yaşıyoruz. Böyle bir saçmalık olabilir mi?

Onlar gelir gelmez hemen terkettik orayı. Giyindik tuz odasına geçtik. Bir 10-15 dakika da orada dinlendikten sonra çıktık. Daha da bu otele ne gelirim ne kimseye tavsiye ederim. İnternette de yorumlara yazacağım herkese de söyleyeceğim. Pek çok otelde kaldım böyle bir saçmalık görmedim. Demek ki bundan sonra otel bakarken sadece havuzu değil hamam sauna giyinme odası vs de sormam gerekiyormuş.

( Güre Saruhan Otel Termal Havuz kişi başı 1000 tl Defne'ye 500 TL aldılar)

Annem bütün gece tövbe estağfirullah Allah'ım affet deyip durdu. Bir ömür başımın etini yiyecek biliyorum. 

Ama Defne mutluydu. Sular da gerçekten güzeldi elimiz yüzümüz güzelleşti.  Vücudumuz ipek gibi oldu. 

Buradan çıkınca çok acıkmıştık. Egeyi de hemen bizim evin kapısının önünden alıp Köfteci Yusuf'a gittik. Hepimiz kurt gibi acıkmışız. Sofrayı sildik süpürdük. Akşama eve geldiğimizde termal suyun etkisi mi nedir hepimiz çok yorgun düşmüştük daha 12'yi görmeden hepimiz uyuduk.

...

Bugün 21.03. 2026 Cmt 

Bugün Cunda'da dolaşmayı düşünüyordum ama hava hem çok soğuk hem çok kapalı. Bende evde oturdum bir yandan Ege Boracığımla muhabbet edip bir yandan bunları yazıyorum evde dinleniyorum. 

...

22.03.2026 Pazar

Sabah kahvaltıdan sonra oyalanmadan yola çıktık. Saat 12 idi. 

Başta trafik normaldi. Tamam her zaman bomboş olan yollar bugün doluydu ama yine de güzelce ilerleyebiliyordum. Malkara'da Çanakkale Köprüsü'nün paralı yolundan çıktığım anda trafik başladı. Dur kalk dur kalk saatlerce yolda kaldım. Ta ki Silivride Kuzey Marmara Otoyolu'na sapana kadar. Burada da yağmur bastırdı. Hava öyle kapalı öyle kasvetli ki. Hem de otoban bile çok kalabalıktı. Yağmurlu havada arabaların sıçrattığı sular ile hayal meyal sisli bir alemde araba kullanarak eve geldik. Yolculuğum 7 saat 22 dakika sürdü. 

Bir tatil de böyle sonlandı.

Her günümüz bir öncekinden güzel olsun inş.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder