5/03/2020

NİSAN 2020




Bir bahar alacaklıyım senden ey corona...

diye sitemle başlayan ve baştan sona hüzün kokan bir yazı yazmayı planlamıştım ki şimdi şu anda şunu farkettim; Aslında belki de ömrümün en güzel baharını yaşıyorum.

 Yıllardır baharın hakkını verememekten kaynaklı beni derin bir kedere boğan başka türlü de olabilirdi düşüncesi benim elimde olmayan sebeblerden ötürü yapacak başka bir şey yok evde oturacağız mecbur, düşüncesine evrildiği için gayet mutlu huzurlu ve dingin geçiyorum bu günlerimi hayret bir şey ki.

Hatta gerçekten de bu bahar ömrümün en huzurlu mutlu baharı olabilir.




Dıştan gelenler hiçbir zaman
sapasağlam duvarlarımı  aşıp içeri girecek bir yol bulamasalar da içimde beni hiç mi hiç terketmeyen dostum hüzün, bazen o kadar bastırıyor ki teselli olamıyorum,
 zaten teselli eden de yok.

İşte yine geldi hüznüm hoşgeldi.

.....

Bu akşam öyle durgun ki sular,
Gel gömül benimle birlikte kedere diyor.

.....

Bu akşam kederim tüm zerrelerime varıncaya kadar ona teslim olmadan beni bırakmayacak belli ki.

.....

Bu akşam ruhum o kadar paramparça öyle kırgın ki  yol kenarında bir küçük mescitte duvara asılmış şu içli duadan başka hiçbir şey  -güzel hiçbir şey-
  yazmak gelmiyor içimden artık.

Rabbim...
Sen kalbi kırıkların sığınağı, 
Sen yolda kalmışların uğrağısın. 
Sen yalnızlığıma arkadaş olan...
ve sevinç bilmeyen gönüllerin dert ortağısın...


.......

Evvelsi gün yazmıştım yukarıdakileri bugün tekrar okuyunca silmek gelmedi içimden.

Kaldığım yerden devam ediyorum.


Bu ay neler yapmışız bir bakalım. Öncelikle defalarca başlayıp bir türlü bitiremediğim Tutunamayanlar'a son bir kez daha başladım ve bu sefer bitirmeyi başardım. Güzelmiş. Okuduğum en güzel  en keyifli kitaplardan biri değil ama yine de bu kitaba vakit ayırdığım için mutluyum.

Sonra önceden alıp  yine yarım  bıraktığım Güncel  Kelam Tartışmaları'na başladım. Ben nasıl olmuş da bu kitabı  yarım  bırakmışım  hayret bu sefer ise zevkle okudum.

Bunun dışında yıllardır gündemimde  olup hayata geçiremediğim starwars serisini nihayet izlemeye başladım. Şu anda 7. Filmdeyim.

The Godfather üçlemesini nihayet bitirdim. Godfather serisini özellikle zaman ayırıp izlemedim. Yemek yerken çay içerken ya da ne bileyim defnenin yumurtasını  pişirirken  beklemem gereken o bir kaç dakika vs derken 3 filmi neredeyse bir ay süre boyunca izleyebildim. Ara ara 5 dakika 5 dakika izleye izleye filmdeki insanlar sanki akrabammış gibi oldular. Corleone ailesi ile duygusal bir yakınlık içindeyim şu an..

Bir de  bu ay Defne ile pek çok çocuk filmi izledim. İçlerinde ise zootopia'yı gerçekten çok  beğendim.

Sanırım  bu ay için  bu kadar...

Okunanlar

Tutunamayanlar
Oğuz Atay
İletişim yyni


Güncel Kelam Tartışmaları
Enis Doku
M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Yyn


Kürk Mantolu Madonna
Sabahattin Ali
YKY


Felatun Beyle Râgıp Efendi
Ahmet Mithat Efendi
Kitap zamanı

İzlenenler

* Shutter İsland
* Usual Suspect
* Kung Fu Panda 1/2
* Zootopia




4/24/2020

YENİ ÇİÇEKLERİM...

Bime yeni çiçekler gelmiş.

Görünce dayanamadım, aldım. 

Kalanşolarım...






Bu da daha önceden aldığım kalanşom



Bir de sukulentler gelmiş.
Herbiri çok güzeldi.
Seçerken epey zorlandım.




Bunlar da benim canım eski sukulentlerim...
Onların da fotoğraflarını çektim, alınmasınlar...





Ve bir de menekşe  aldım  bugün.


Bu da benim eski menekşem...


Bu da benim küçük begonyam







Herkese bol çiçekli günler....

4/22/2020

MAYASIZ PİŞİ

Bir arkadaş okul grubunda bu karantinada artık herkesin evde ekmek yapmayı öğrendiğinden bahsetmiş.
-Ben öğrenmedim-

Bir arkadaş da çocuklarının -anne evimiz anneanne evi gibi kokuyor- dediğinden bahsetmiş.

Herkes bu karantina günlerinde evlerinin gerçek bir yuvaya döndüğünü  evlerinin artık ekmek pişi gözleme koktuğundan vs bahsetmiş.

Kendimi kötü hissettim.

Çünkü bizim evde hamur işi, börek, gözleme gibi şeyler hiç yapılmıyor.

Ben kilo yaptığı için istemiyorum.
Aynı zamanda Defne'nin de alışmasını istemiyorum.  
Kemal sağlık açısından  istemez.
Defnenin ise çikolata ve kola dışında birşey istediği yok zaten.

Geçenlerde ben de evimiz yuva gibi koksun diye Defne ile birlikte en kolay hamurişi olarak pişi yapmıştım.
Defne hamurlara şekil vermişti.
Baya eğlenmiştik.

Bir daha da yapmam ben bunu. Çok  yağlı  çok kalorili diye düşünmüştüm  o zaman.

Bugün  Defnecik anne bana pişi  yapar mısın deyince çok nadiren yiyecek bir şey isteyen kızımı  kırmadım  tamam dedim.

Neyse internetten bir tarif buldum 

Vee bu sefer gerçekten çok güzel  oldu.

Bir kere hiç yağ çekmedi. Hamur o kadar iyiydi ki şekil vermek çok kolay oldu. 

Daha açarken  bile  hamur puf puf kabarıyordu.

Yani bugün yaptığım şeyle  gurur duydum. 

Defne  de baya yedi maşallah. 

Çok kolay basit bir tarif.

Çayı koyun demleninceye pişilerimiz hazır .

Tarifi unutmadan hemen yazayım.





3/14/2020

HİDİV KASRI 2020...


14.03.2020

İstanbul'un en sevdiğim yerlerinden birisi olan Hidiv Kasrı'na dün ilk kez tek başıma arabamla gittim. 

Bizim evden Hidiv Kasrı 54 km ve bu koru diğer yakada. 

 Oraya gidebilmek için çevre yoluna girmem ve köprüyü geçmem gerek.

Yani acemi bir sürücü için baya zor bir yol.


Çevre yolu köprü trafiği derken Hidiv Kasrı'na vardım.  

Zannettiğimden kolay oldu. Rahat bir şekilde gittim yani. Aslında hâlâ gidebildiğime de inanamıyorum. Arabaya karşı nasıl bir önyargı geliştirdiysem içimde hâlâ şu anda bile araba kullanabildiğime inanamıyorum.

Yola çıktıktan sonra gayet rahat bir şekilde koruya varmama rağmen yine de bugün  gerilmedim diyemem. 

Özellikle de yola çıkmadan önce baya  mücadele ettim kendimle.  

 Yola çıkmamak için pek çok bahane buldum. Kendimi ikna etmek biraz zor oldu.

Koruya ayak bastığımda ise o tertemiz havayı alıp kuş seslerini işitir işitmez, bu manzaraya bu seslere bu kokuya değerdi iyi ki de gelmişim dedim.


Hidiv Kasrı her zaman ki gibiydi. 

Her şey  yerli yerinde bıraktığım gibi idi.

 İstanbul'da değişmeden kalabilen nadir yerlerden biri...


İstanbul' a geldiğimden beri her şey o kadar hızla değişti  ve sevdiğim pek çok şey o kadar çabuk yok oldu ki değişmeden kalanlara derin bir bağlılık hissediyorum.

Ve bir gün onlar da yok olacak diye çok  korkuyorum.

Sadece İstanbul'da değil benim çocukken yaşadığım pek çok güzellik bugün artık yok.

Akan tertemiz dereler,

derelerde balıklar,

gerçekten de un öğüten un kokulu bir değirmen,

koyu gölgeli taşlı yollar,

yürürken nane kokusu yayılan yollar,

kekik kokan tepeler,

korkusuzca ve engelsizce dallarını en uzağa  taşıyabilmiş ve dünyanın en güzel  görüntüsüne sahip özgür yabani ağaçlar,

kuzular danalar civcivler,

sarı dolgun buğday başakları ve her rüzgarda dalga dalga dalgalanan buğday tarlaları,

rengarenk kır çiçekleri,

onları narin narin sallayan üşütmeyen hasta etmeyen hafif hafif esen rüzgar,

ve o üşütmeyen rüzgarda kırlarda yatmak hatta şekerleme yapmak,

o rüzgarda tüm bahar çiçeklerini hissetmek,

Kimseler görmeden ağaca tırmanmak, dalından doyasıya dut yemek,

tarladan mısır toplamak,

soğuk suya karpuz atmak,

meşe ağacına salıncak yapmak,

derede kuyruğunu bir o yana bir bu yana atan sazan balığı,

yuva yapmış kırlangıçlar,

değişik değişik öten hayat bağışlayan kuşlar,

ve daha pek çok şey...

Hiçbiri  artık yok ...

Defneye en azından doğal güzelliklerin bir kısmını göstermek bizim hayatımızda artık olmasa da, biz bunları artık yaşayamazsak da en azından bir yerlerde bunlar hâlâ var ya da en azından bir zamanlar vardı diyebilmek istiyorum o zamanlardan bir iz arıyorum ama yok bulamıyorum.

Hepsi, çocukluğumun tüm güzel anıları bir masal olmuş çoktan buraları terkedip gitmiş sanki...

Kızıma gösterebileceğim hiçbir şey kalmamış.

Bir kabus gibi.


Geçenlerde annem ve babamla bizim evin yakınlarında bulunan Şamlar Mesire Alanına gitmiştik.  

Ormanda dikkatimizi çeken şey koskoca ormanda bir tane bile kuş sesi olmayışı idi.

 Ormanda mutlak bir sessizlik vardı. 

Saatlerce oturduk orada ama karga dahil hiç bir kuş sesi duymadık ki bana -burası İstanbul- normal geldi ama annemle babam hayretler içerisinde kaldı.

Çocukken her fırsatta babamın köyüne giderdik. Köydeki evin içine dışarıdaki her ses girerdi. Hayat dışarıda hep canlı canlı akar gecenin en karanlık vaktinde bile içeriye rahat rahat girerdi. Bu bazen koyunların çan sesi olurdu bazen kıpırdanan ineklerin homurtuları ya da bir köpek uluması yahut da bazı gece kuşlarının ürperten sesi olurdu.

Kayaşehir'de bizim evde ise sadece kafanızın  içindeki seslerle yaşarsınız. Dışarı ile yalıtımı iyi sağlanmış camlar içeriye hiçbir sesin girişine izin vermez. Zaten camlar açık olsa bile Kayaşehir'de bizim evde duyacağımız tek şey araba gürültüsüdür. Başkaca da duyacağımız bir ses yoktur.

Bazı geceler durup dururken nedense bir anda zihnim tüm sesleri üstümden atar ve ben bir anda bir boşluk anına gerçekliğin acımasız kucağına düşerim.

Gecenin kör karanlığında aslında yalnız yapayalnızımdır. Öksüz kalmış küçük bir çocuk gibi içim paramparçadır. Yalnızlık öyle bir vurur ki nefes bile almakta güçlük çekerim. Nefessizimdir. O sessizlik yalnızlık salt gerçeklik bir mezar karanlığı kadar korkunçtur. Dört duvar arasındayımdır. Yatakdayımdır. Ve tek başınayımdır. Bir an önce  yeniden hayal alemime geçiş yapmazsam çıldırmamak işten bile değildir bilirim. Dört duvar arasında yatağımda yorganıma sarılır, güzel bir anı ya da bir hayal yakalar yeniden başlarım.

Yalnızlığım ve aslında yapayalnızlığım bir kez daha yenilir.

Umudum baskın gelir.

Sönmeye yüz tutan ışığım fersiz de olsa yeniden ışık vermeye devam eder.

Bu aķşam ne çok depresifim Allahım... 

 Yazdıklarımı silip silip yeniden başlıyorum  güzel şeyler yazayım istiyorum ama her yazdığım bir öncekinden daha karanlık oluyor.


Kayaşehir'de benim eve kuş sesi gelmediği, camları açsam da duyulmadığı, Defneye dinlemesi için akşamları youtube'dan kuş sesleri videosu açtığım için korudaki kuş seslerini kaydetmek bunları akşam Defne'ye evde dinletmek istedim.



Kuşların güzel güzel öttüğü bir yer buldum. Kuytu bir yere geçtim. Kuş  seslerini kaydetmeye başladım.

Bir yandan manzaraya bakıp bir yandan kuş sesleri ile mest olmuşken Hidiv Kasrı'nda biraz ötede gölgelik alanda bahardan mı kuş seslerinden mi yoksa daha olası bir ihtimal aşktan mı mest olmuş bir çift gördüm. O kadar sevgi doluydular ki etraflarına dalga dalga huzur yayılıyordu. Birbirlerine uzun süre sarıldılar sarıldılar... Sonrasında her ikisi de dengesini kaybetti. Sendelediler... Ben de gülümsedim. Aşk sarhoşluğu ile sendelemek  dengeni kaybetmek kaç insana nasip olmuştur ki şu yeryüzünde... Hemen oradan kaçıp onları rahatsız etmemek için başka kuytu bir yer arayacaktım ki bir şey oldu; çiftimiz dans etmeye başladı... Kulak verdim müzik yoktu ama içlerinden gelen müziğe kendilerini vermişlerdi . Kendi kendilerine mırıldanıyorladı. I love you baby trust in me when i say.....

Onlar koyu gölgeli ağaçların altında kuş sesleri eşliğinde dans ededursunlar yavaşça oradan ayrıldım. 

Umarım içlerinden geçen şarkı hiç bitmez.

Ardından başka kuytu bir yer buldum ve kuş seslerini kaydetmeye devam ettim.

Buraya bir tanesini atacaktım ama sanırım blogger ses dosyası kabul etmiyor.

Koruda 2 tur attım. Manzara seyrettim. Çiçekçiye girdim, her bir çiçeği inceledim. Bol bol huzur topladım.

Rahat rahat döndüm. Allaha şükür...

2020 Bahar döneminin ilk gezisi de böyle geçti

Çok  güzel bir gündü.

Herkese bol huzurlu bol çiçekli günler...



7/28/2019

SOKAKAĞZI, ASSOS

21-28/07/2019


Geçtiğimiz pazar Sokakağzı'na 7 günlüğüne geldik. Bugün burada son günümüz. Yarın İstanbul'a dönüyoruz.

Evlenmeden önce ailemle 5-6 yıl boyunca her yaz 3-5 günümüzü burada geçiriyorduk. O zamanlar Sokakağzı çok sakindi. Kıyı boyu birkaç küçük taş ev, ağaçların arasında kaybolmuş küçük bir iki motel, bir iki çay bahçesi-restaurant vardı. Sahil oldukça tenhaydı.

7/21/2019

SARIMSAKLI PLAJI, AYVALIK

19/07/2019 Cuma

Bugün Denizköy'deki apartımızdan çıkış yaptık. Sabah -artık gidiyoruz- son bir kez denize gireyim dedim. Girdiğim gibi çıkmam bir oldu. Su buz gibi ve şiddetli rüzgar var. Geldiğimizden beri böyle. Burası hep mi böyle bilmiyorum.

Denizköy'de hep beraber olmak güzeldi, güzel anılarımız da oldu ama pek yüzemedik ayrıca apartımız pek hijyenik değildi, bu yüzden buradan ayrıldığımıza çok  da üzüldüm diyemem.

Dönüş yolunda Denizköy'den Edremit'e giderken yolumuzun üstündeki meşhur Sarımsaklı Plajına gittik. 

Şimdiye kadar hiç gitmemiştim.

Ben hayatımda bir Altınoluk'ta bir de burada bu kadar kalabalık bir plaj gördüm. Oldukça uzun bir plaj (7 km imiş) olmasında rağmen tenha bir bölgesi yok. Sahilde binlerce insan var.


Deniz mükemmel kumu harika fakat o kadar kalabalık o kadar gürültülü bir yer ki iyi ki de bir günümü buraya ayırıp da şimdiye dek buraya gelmemişim dedim. Yolumuzun üstü idi birkaç saat burada kaldık iyi oldu ama bir daha özellikle buraya gelmem, tüm günümü burada geçirmem. Çok kalabalık. Kafam çok  şişti.

Ama hakkını yemeyelim su mükemmeldi burada. Denizköy'de bu kadar yüzmemiştim.

Yolumuzun üstüydü, geldik, meşhur Sarımsaklı Plajı'nı görmek bu plajda yüzmek nasip oldu bugün.

Bugünümüz de böyle geçti.

7/18/2019

DENİZKÖY, DİKİLİ İZMİR

15/16/17/18.07.2019


Bu hafta Denizköy'e geldik. Bir apartta kalıyoruz. Daha önce 2013 Şubat tatilinde buraya gelmiş görmüş çok beğenmiştim. O zaman kıştı ve kimseler yoktu. Sahil o denli ıssız ama aynı zamanda güzeldi ki dayanamayıp sahil boyu koşmuştum. Şimdi de -yazın güzel ve rahat oluyormuş- arkadaş tavsiyesi ile 5 günlüğüne buraya geldik. 3 apart tuttuk. Birinde biz birinde Bilal'ler birinde ise annem babam ve Osmancığım kalıyor. Toplam 9 kişiyiz ve ne zamandır özlediğimiz, dilediğimiz tatilimizi yapıyoruz.




Denizköy İzmir Dikili'ye bağlı minicik bir köy. Şu anda tatilcilerden ötürü baya kalabalık. Fırını marketi var. Aradığımızı bulabiliyoruz yani. Sahilde  çay bahçeleri yemek yiyebileceğiniz mekanlar mevcut.  Sabah yürüyüşlerinde gördüğüm kadarıyla sahilde 7-8 çadır var. Sahilim sonunda ise çadır kamping mevcut.


Denizi ise biz Fethiye'den geldiğimiz için sanırım -oranın denizi mükemmeldi -  bana soğuk geldi. Gerçi  geldiğimizden beri hava çok soğuk. Hırkalar şallarla dolaşıyoruz. Çok rüzgar var ve bugün sabah yağmur yağdı.


Olsun... Hiç dert etmiyorum. Sonuçta ailemle hep beraberiz ve ben kitap okumayı da çok  severim. Şimdi bir okaliptus ağacının altında  bir yandan bunları yazıyorum bir yandan yaprakların rüzgarda çıkardığı sesleri dinliyorum. Hemen azıcık ötemde dalgalar taşlara çarpıyor.  Hem yazıyorum hem denizi seyrediyorum. Huzur verici...


Deniz burada Fethiyedeki gibi turkuaz mavi değil ama yine de çok güzel. Arada kuş sesleri geliyor bir de olmazsa olmaz cırcır böceklerinin sesleri. Başkaca da hiç ses yok.


Her ne kadar apartımız çok kötü  de çıksa (Bir daha buraya gelmeyi düşünmüyorum, kimseye de tavsiye etmem)  hava bozuk da olsa dert etmiyorum. Hep beraberiz. Sağlığımız sıhhatimiz yerinde. İçimde  kuşlar... Mutluyum...


Herkese mutlu günler...

7/15/2019

BERGAMA -IV- ARABA İLE EGE-AKDENİZ TURU -

14.07.2019 Pazar

Bugün Bergama'da hava kapalı ve soğuk. Normalde bu mevsimde Bergama çok sıcak olur. Çok bunalacağımız konusunda Kemal'i de uyarmıştım. Ama tam tersi oldu, üşüdük bile. Uzun kollular şallar çoraplar valizin alt katmanlarından çıktı.  Hatta Eylem evde kışlık hırka giyiyor. Açıkçası  çok memnunum bu durumdan.

Ferah ferah kahvaltımızdan sonra Bergama gezimize devam etmek üzere dışarı çıktıķ.  Bir müddet sonra ise yağmur bastırdı. Şemsiyelerimiz yetersiz kaldı. Sırılsıklam  olduğum için mecburen eve geri döndük.

Çok yağmur yağdı. Ama ikindi vakti etkisini kaybetti. Biz de akşam üstü yeniden dışarı çıktık.

İlk durağımız Bergama Müzesi



Bergama Müzesi küçük şirin bir mekan. Küçücük bahçesinde meyve ağaçları var.

İnsanı yormayan güzel  bir havası var. Oldukça beğendim.


Akropol, Asklepion ve Kızıl avludan çıkarilan antik dönem eserler sergileniyor.


Bir de etnoğrafya kısmı var. O bölümü de gayet başarılı buldum.




Müze  gezimizden sonra Bergamanın çarşılarını gezdik. Üstü asma yaprakları ile gölgelenmiş  sokaklardan geçtik. Bergama'da her köşede tarihi ağaçlar var. Yüzyıllık çınarlar serviler devasa ceviz ağaçları...

Bergama  merkez oldukça yeşil  bir yer. Her taraftan güzel ağaç kokuları geliyor. Yağmur sonrası olduğu için de olabilir tabii.

Güzel  sokaklardan sonra tarihi Ulu Cami'ye gittik.


Bergama neredeyse 2500 yıllık bir yerleşim yeri. Bu yüzden pek çok  tarihi yapı var.
Pek çok tarihi cami minare mescit derken akşam oldu. Bugünümüz de böyle  geçti.