6/01/2020

MAYIS 2020




Evet bir ayın daha sonuna geldik.
Kovid-19 sebebi ile bu ay da evdeydik. 
Elimden ne kadar gelirse o kadar güzel geçirmeye gayret ettim bu zamanı.
Sosyal medyada çok fazla oyalanmamaya çalıştım.
Bol bol kitap okudum.
Her akşam üstü parka indiğimde novella denilen mini romanlardan okudum.
Bir sürü novella okumuş oldum.
Akşamları Defne uyuduktan sonra ise diğer kitaplarımı okudum. 
 Her okuduğumu da çok beğendim.
(Vişne Bahçesi hariç)
Hatta neden bu kadar geç  kalmışım neden şimdiye dek bu kitapları okumamışım diye baya hayıflandım.
Anton Çehovla tanıştım bu ay ki beni derinden etkiledi.
İlk kez Stefan Zweig hikayeleri okudum. Hayatı başka  gözlerden  gördüm.
Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sını geçen ay okuyup çok beğenmiştim. Bu ay da Kuyucaklı Yusuf'u okudum. Çok  çok iyiydi. Edremit'li olduğum  için ve hikaye Edremit'te geçtiği için  daha da çok beğendim.

Nietzsche Ağladığında'yı ise 2. kez okudum. Aradan epey bir zaman geçmiş. Bu kitabı okuduğumda Nietzche'yi ve felsefesini bilmiyordum. Fikirleri  çok  uçuk  gelmişti. Şimdi ise çok  daha tanıdık  bildikti.

Daha önceden okuyup   bana hiçbir  şey ifade etmeyen Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği  bu sefer ise çok  daha anlamlı idi.

 Daha önce beni çok çok etkileyen Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur'unda ise o eski tadı bulamadım. Yaşanmışlıklar okuduklarımızı da farklı değerlendirmemize sebep oluyor demek ki. Bu sefer Nuran'ı iradesiz güçsüz buldum, sinir oldum. Mümtaz'ı ise bu sefer pek bir pısırık buldum. Ona da ayrı sinir oldum.
Böyle nasıl düşünebilirim  diye de kendime hayret ettim.

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur'unun bana kattığı en güzel şey  romanda geçen Ferahfeza Mevlevi Ayinini araştırırken  Bezmara grubunu Tanburi Cemil Bey'i Dede Efendi'yi Kemençeci Nikolai'yi keşfetmekti. Klasik Osmanlı-Türk müziğini  ne kadar sevdiğimi anladım.
Gece gündüz  dinlemekden hiç bıkmadığım bir müzik türü oldu bu.
Eski Osmanlı müziğini dinlerken tamamlandığımı bu notalarda nihayet aradığımı  bulduğumu hissettim.

17 yıl önce yurttan çıkıp da kendi evime yerleştiğimde  bu yeni başlayacağım hayatta istediğim sadece iki şeydi; Kocaman bir kitaplık ve çok kaliteli bir ses sistemi...

Kilimde oturacak yer yatağında yatacak ama bu iki şeyi mutlaka edinecektim. Bunlardan sonra ise  param yeterli gelirse belki duvarıma gerçek hat tehziplerden oluşan bir iki tablo da alırdım.

Bekarken arkadaşlarımla derdik ki biz evlenirken koltuk takımı yemek odası  konsol almayacağız ona vereceğimiz para ile duvara gerçek  hat ve tezhip  eserler alacağız. Sisteme boyun eğmeyeceğiz:)

Bazılarımız sisteme boyun eğmedi evet ama bugün  bakıyorum  da sisteme boyun eğenler mi kazançlı çıktı  yoksa sistemle uyum içinde  olanlar mı hâlâ  pek emin değilim.

O bekar evimde çoğu  zaman tek başıma  bazen arkadaşlarımla çok güzel müzikler  dinledim. Bazı akşamlar dakikarca  hiç konuşmadan müziğin ahengine kendimizi bırakır  nağmelerle akıp giderdik.
Bazen de  bir yanda arkada radyo voyage çalarken bir yandan da kitaplıktan rastgele bir kitap  seçer kitapta altını çizdiğimiz beğendiğimiz kısımları okurduk,  şiir tahlil ederdik.
Çoğu  insanın hiç bilmediği entelektüel bir doyumla keyifli zamanlar  geçirirdik.
.......

Ne kadar da çok şey yazmışım akşam akşam.

Yaşlandım galiba durup durup hatıralar  geliyor.

Geçmişten sanki çok özlemle bahsetmiş gibi anlatmışım ki  bir konuya açıklık getirmeliyim; o da geçmişe özlem falan duymuyorum.
Hatta geçmişimi hiç sevmiyorum.
Bazıları der ya saadet dolu bir çocukluk geçirdim gençliğim mükemmeldi vs...
Ben de öyle  bir his yok. 
Geçmişe  dönmek istemem.
Hatta mümkün  olsa geçmişimi sildirmek tamamen  bomboş kalmak isterdim.

Bunu çok düşünmüşümdür. Teknoloji gelişse hafıza sildirme olsa ya da beynimi kodlasam, elimde olsa hayata yeniden başlasam nereden başlardım nereye kadar sildirirdim  diye. 
Yıllardır düşünüyorum.
Başlamak istediğim bir an bulamadım.
Yolların ayrım noktasındaki ben... 
Öyle olmayabilirdi böyle olabilirdi dediğim bir an bulamadım.
Sanki herşey en baştan yanlış gibi.
Geriye gidiyorum gidiyorum  o saf mutlu gerçekten mutlu bir başlangıç anı bulamıyorum.
Bulamadım.




OKUDUKLARIM

*  Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
    Milan Kundera
    İletişim



* Semerkant
   Amin Maalof
   YKY



* Nietzsche Ağladığında
   Irvin D. Yalom
   Ayrıntı




* Huzur
   Ahmet Hamdi Tanpınar
   Dergah





* Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
   Stefan Zweig
   Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları



* Bir Kadının Yaşamından 24 saat
   Stefan Zweig
   Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları




* Olağanüstü Bir Gece
    Stefan Zweig
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları





*Sineklerin Tanrısı
  William Golding
   Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları




* Kuyucaklı Yusuf
   Sabahattin Ali
   Yky






* Altıncı Koğuş
   Anton Çehov
   Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları


* Vişne Bahçesi
    Anton Çehov
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları







İZLEDİKLERİM

* Seven Years in Tibet

* The Biggest Little Farm


DİNLEDİKLERİM


 Klasik Osmanlı Müziği

 Bezmara  Yitik Seslerin İzinde
 Tanburi Cemil Bey
 Dede Efendi
 Kemençeci Nikolai


5/25/2020

ÇITIR BÖREK

Bugün internetten bulduğum bir tarifi denedim.
 Çıtır çıtır çok güzel  oldu. 
Unutmadan tarifi hemen yazalım.



Malzemeler

* 2 yufka

* yarım su bardağı sıvı yağ
* yarım su bardağı un
* 3 yemek kaşığı sirke
* yarım paketten daha  az kabartma tozu

İçi için;
* peynir
* maydanoz

Üzeri için;
* yumurta sarısı
* susam
* çörekotu

Yapılışı

* Yağ, sirke, un ve kabartma tozunu güzelce karıştıralım

* Yufkanın birini açıp sıvı  malzemenin yarısını sürelim. İkincisini de yayıp kalan malzemeyi sürelim

* Yufkayı 12 parçaya keselim. Uçlarına harç malzemesini yerleştirip saralım.

* Böreklerimizin üzerine yumurta sarısı sürelim  çörekotu ve susamla süsleyelim.

* 180 derecede üzeri kızarıncaya kadar pişirelim.

Afiyet olsun...


5/13/2020

KİTAPLARIM GELDİ...

18 gün önce sipariş verdiğim kitaplarım nihayet elime geçti. 

Çok mutluyum.






Yeni aldığım yıldız çiçeklerim de açmış. 

Normalde dışarıda duruyorlar. Fakat bugün çok rüzgar var. Zarar görmesinler diye içeri aldım.






Küpe  çiçeğim ise henüz  açmadı.  Merakla bekliyorum.


Kalanşolarım hala göz alıcı:)



Maydanozlarım da büyüyor. 


Bunlar da yeni menekşelerim...




Herkese bol okumalı,  bol çiçekli günler...


5/03/2020

NİSAN 2020




Bir bahar alacaklıyım senden ey corona...

diye sitemle başlayan ve baştan sona hüzün kokan bir yazı yazmayı planlamıştım ki şimdi şu anda şunu farkettim; Aslında belki de ömrümün en güzel baharını yaşıyorum.

 Yıllardır baharın hakkını verememekten kaynaklı beni derin bir kedere boğan başka türlü de olabilirdi düşüncesi benim elimde olmayan sebeblerden ötürü yapacak başka bir şey yok evde oturacağız mecbur, düşüncesine evrildiği için gayet mutlu huzurlu ve dingin geçiyorum bu günlerimi hayret bir şey ki.

Hatta gerçekten de bu bahar ömrümün en huzurlu mutlu baharı olabilir.




Dıştan gelenler hiçbir zaman
sapasağlam duvarlarımı  aşıp içeri girecek bir yol bulamasalar da içimde beni hiç mi hiç terketmeyen dostum hüzün, bazen o kadar bastırıyor ki teselli olamıyorum,
 zaten teselli eden de yok.

İşte yine geldi hüznüm hoşgeldi.

.....

Bu akşam öyle durgun ki sular,
Gel gömül benimle birlikte kedere diyor.

.....

Bu akşam kederim tüm zerrelerime varıncaya kadar ona teslim olmadan beni bırakmayacak belli ki.

.....

Bu akşam ruhum o kadar paramparça öyle kırgın ki  yol kenarında bir küçük mescitte duvara asılmış şu içli duadan başka hiçbir şey  -güzel hiçbir şey-
  yazmak gelmiyor içimden artık.

Rabbim...
Sen kalbi kırıkların sığınağı, 
Sen yolda kalmışların uğrağısın. 
Sen yalnızlığıma arkadaş olan...
ve sevinç bilmeyen gönüllerin dert ortağısın...


.......

Evvelsi gün yazmıştım yukarıdakileri bugün tekrar okuyunca silmek gelmedi içimden.

Kaldığım yerden devam ediyorum.


Bu ay neler yapmışız bir bakalım. Öncelikle defalarca başlayıp bir türlü bitiremediğim Tutunamayanlar'a son bir kez daha başladım ve bu sefer bitirmeyi başardım. Güzelmiş. Okuduğum en güzel  en keyifli kitaplardan biri değil ama yine de bu kitaba vakit ayırdığım için mutluyum.

Sonra önceden alıp  yine yarım  bıraktığım Güncel  Kelam Tartışmaları'na başladım. Ben nasıl olmuş da bu kitabı  yarım  bırakmışım  hayret bu sefer ise zevkle okudum.

Bunun dışında yıllardır gündemimde  olup hayata geçiremediğim starwars serisini nihayet izlemeye başladım. Şu anda 7. Filmdeyim.

The Godfather üçlemesini nihayet bitirdim. Godfather serisini özellikle zaman ayırıp izlemedim. Yemek yerken çay içerken ya da ne bileyim defnenin yumurtasını  pişirirken  beklemem gereken o bir kaç dakika vs derken 3 filmi neredeyse bir ay süre boyunca izleyebildim. Ara ara 5 dakika 5 dakika izleye izleye filmdeki insanlar sanki akrabammış gibi oldular. Corleone ailesi ile duygusal bir yakınlık içindeyim şu an..

Bir de  bu ay Defne ile pek çok çocuk filmi izledim. İçlerinde ise zootopia'yı gerçekten çok  beğendim.

Sanırım  bu ay için  bu kadar...

Okunanlar

Tutunamayanlar
Oğuz Atay
İletişim yyni


Güncel Kelam Tartışmaları
Enis Doku
M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Yyn


Kürk Mantolu Madonna
Sabahattin Ali
YKY


Felatun Beyle Râgıp Efendi
Ahmet Mithat Efendi
Kitap zamanı

İzlenenler

* Shutter İsland
* Usual Suspect
* Kung Fu Panda 1/2
* Zootopia




4/24/2020

YENİ ÇİÇEKLERİM...

Bime yeni çiçekler gelmiş.

Görünce dayanamadım, aldım. 

Kalanşolarım...






Bu da daha önceden aldığım kalanşom



Bir de sukulentler gelmiş.
Herbiri çok güzeldi.
Seçerken epey zorlandım.




Bunlar da benim canım eski sukulentlerim...
Onların da fotoğraflarını çektim, alınmasınlar...





Ve bir de menekşe  aldım  bugün.


Bu da benim eski menekşem...


Bu da benim küçük begonyam







Herkese bol çiçekli günler....

4/22/2020

MAYASIZ PİŞİ

Bir arkadaş okul grubunda bu karantinada artık herkesin evde ekmek yapmayı öğrendiğinden bahsetmiş.
-Ben öğrenmedim-

Bir arkadaş da çocuklarının -anne evimiz anneanne evi gibi kokuyor- dediğinden bahsetmiş.

Herkes bu karantina günlerinde evlerinin gerçek bir yuvaya döndüğünü  evlerinin artık ekmek pişi gözleme koktuğundan vs bahsetmiş.

Kendimi kötü hissettim.

Çünkü bizim evde hamur işi, börek, gözleme gibi şeyler hiç yapılmıyor.

Ben kilo yaptığı için istemiyorum.
Aynı zamanda Defne'nin de alışmasını istemiyorum.  
Kemal sağlık açısından  istemez.
Defnenin ise çikolata ve kola dışında birşey istediği yok zaten.

Geçenlerde ben de evimiz yuva gibi koksun diye Defne ile birlikte en kolay hamurişi olarak pişi yapmıştım.
Defne hamurlara şekil vermişti.
Baya eğlenmiştik.

Bir daha da yapmam ben bunu. Çok  yağlı  çok kalorili diye düşünmüştüm  o zaman.

Bugün  Defnecik anne bana pişi  yapar mısın deyince çok nadiren yiyecek bir şey isteyen kızımı  kırmadım  tamam dedim.

Neyse internetten bir tarif buldum 

Vee bu sefer gerçekten çok güzel  oldu.

Bir kere hiç yağ çekmedi. Hamur o kadar iyiydi ki şekil vermek çok kolay oldu. 

Daha açarken  bile  hamur puf puf kabarıyordu.

Yani bugün yaptığım şeyle  gurur duydum. 

Defne  de baya yedi maşallah. 

Çok kolay basit bir tarif.

Çayı koyun demleninceye pişilerimiz hazır .

Tarifi unutmadan hemen yazayım.





3/14/2020

HİDİV KASRI 2020...


14.03.2020

İstanbul'un en sevdiğim yerlerinden birisi olan Hidiv Kasrı'na dün ilk kez tek başıma arabamla gittim. 

Bizim evden Hidiv Kasrı 54 km ve bu koru diğer yakada. 

 Oraya gidebilmek için çevre yoluna girmem ve köprüyü geçmem gerek.

Yani acemi bir sürücü için baya zor bir yol.


Çevre yolu köprü trafiği derken Hidiv Kasrı'na vardım.  

Zannettiğimden kolay oldu. Rahat bir şekilde gittim yani. Aslında hâlâ gidebildiğime de inanamıyorum. Arabaya karşı nasıl bir önyargı geliştirdiysem içimde hâlâ şu anda bile araba kullanabildiğime inanamıyorum.

Yola çıktıktan sonra gayet rahat bir şekilde koruya varmama rağmen yine de bugün  gerilmedim diyemem. 

Özellikle de yola çıkmadan önce baya  mücadele ettim kendimle.  

 Yola çıkmamak için pek çok bahane buldum. Kendimi ikna etmek biraz zor oldu.

Koruya ayak bastığımda ise o tertemiz havayı alıp kuş seslerini işitir işitmez, bu manzaraya bu seslere bu kokuya değerdi iyi ki de gelmişim dedim.


Hidiv Kasrı her zaman ki gibiydi. 

Her şey  yerli yerinde bıraktığım gibi idi.

 İstanbul'da değişmeden kalabilen nadir yerlerden biri...


İstanbul' a geldiğimden beri her şey o kadar hızla değişti  ve sevdiğim pek çok şey o kadar çabuk yok oldu ki değişmeden kalanlara derin bir bağlılık hissediyorum.

Ve bir gün onlar da yok olacak diye çok  korkuyorum.

Sadece İstanbul'da değil benim çocukken yaşadığım pek çok güzellik bugün artık yok.

Akan tertemiz dereler,

derelerde balıklar,

gerçekten de un öğüten un kokulu bir değirmen,

koyu gölgeli taşlı yollar,

yürürken nane kokusu yayılan yollar,

kekik kokan tepeler,

korkusuzca ve engelsizce dallarını en uzağa  taşıyabilmiş ve dünyanın en güzel  görüntüsüne sahip özgür yabani ağaçlar,

kuzular danalar civcivler,

sarı dolgun buğday başakları ve her rüzgarda dalga dalga dalgalanan buğday tarlaları,

rengarenk kır çiçekleri,

onları narin narin sallayan üşütmeyen hasta etmeyen hafif hafif esen rüzgar,

ve o üşütmeyen rüzgarda kırlarda yatmak hatta şekerleme yapmak,

o rüzgarda tüm bahar çiçeklerini hissetmek,

Kimseler görmeden ağaca tırmanmak, dalından doyasıya dut yemek,

tarladan mısır toplamak,

soğuk suya karpuz atmak,

meşe ağacına salıncak yapmak,

derede kuyruğunu bir o yana bir bu yana atan sazan balığı,

yuva yapmış kırlangıçlar,

değişik değişik öten hayat bağışlayan kuşlar,

ve daha pek çok şey...

Hiçbiri  artık yok ...

Defneye en azından doğal güzelliklerin bir kısmını göstermek bizim hayatımızda artık olmasa da, biz bunları artık yaşayamazsak da en azından bir yerlerde bunlar hâlâ var ya da en azından bir zamanlar vardı diyebilmek istiyorum o zamanlardan bir iz arıyorum ama yok bulamıyorum.

Hepsi, çocukluğumun tüm güzel anıları bir masal olmuş çoktan buraları terkedip gitmiş sanki...

Kızıma gösterebileceğim hiçbir şey kalmamış.

Bir kabus gibi.


Geçenlerde annem ve babamla bizim evin yakınlarında bulunan Şamlar Mesire Alanına gitmiştik.  

Ormanda dikkatimizi çeken şey koskoca ormanda bir tane bile kuş sesi olmayışı idi.

 Ormanda mutlak bir sessizlik vardı. 

Saatlerce oturduk orada ama karga dahil hiç bir kuş sesi duymadık ki bana -burası İstanbul- normal geldi ama annemle babam hayretler içerisinde kaldı.

Çocukken her fırsatta babamın köyüne giderdik. Köydeki evin içine dışarıdaki her ses girerdi. Hayat dışarıda hep canlı canlı akar gecenin en karanlık vaktinde bile içeriye rahat rahat girerdi. Bu bazen koyunların çan sesi olurdu bazen kıpırdanan ineklerin homurtuları ya da bir köpek uluması yahut da bazı gece kuşlarının ürperten sesi olurdu.

Kayaşehir'de bizim evde ise sadece kafanızın  içindeki seslerle yaşarsınız. Dışarı ile yalıtımı iyi sağlanmış camlar içeriye hiçbir sesin girişine izin vermez. Zaten camlar açık olsa bile Kayaşehir'de bizim evde duyacağımız tek şey araba gürültüsüdür. Başkaca da duyacağımız bir ses yoktur.

Bazı geceler durup dururken nedense bir anda zihnim tüm sesleri üstümden atar ve ben bir anda bir boşluk anına gerçekliğin acımasız kucağına düşerim.

Gecenin kör karanlığında aslında yalnız yapayalnızımdır. Öksüz kalmış küçük bir çocuk gibi içim paramparçadır. Yalnızlık öyle bir vurur ki nefes bile almakta güçlük çekerim. Nefessizimdir. O sessizlik yalnızlık salt gerçeklik bir mezar karanlığı kadar korkunçtur. Dört duvar arasındayımdır. Yatakdayımdır. Ve tek başınayımdır. Bir an önce  yeniden hayal alemime geçiş yapmazsam çıldırmamak işten bile değildir bilirim. Dört duvar arasında yatağımda yorganıma sarılır, güzel bir anı ya da bir hayal yakalar yeniden başlarım.

Yalnızlığım ve aslında yapayalnızlığım bir kez daha yenilir.

Umudum baskın gelir.

Sönmeye yüz tutan ışığım fersiz de olsa yeniden ışık vermeye devam eder.

Bu aķşam ne çok depresifim Allahım... 

 Yazdıklarımı silip silip yeniden başlıyorum  güzel şeyler yazayım istiyorum ama her yazdığım bir öncekinden daha karanlık oluyor.


Kayaşehir'de benim eve kuş sesi gelmediği, camları açsam da duyulmadığı, Defneye dinlemesi için akşamları youtube'dan kuş sesleri videosu açtığım için korudaki kuş seslerini kaydetmek bunları akşam Defne'ye evde dinletmek istedim.



Kuşların güzel güzel öttüğü bir yer buldum. Kuytu bir yere geçtim. Kuş  seslerini kaydetmeye başladım.

Bir yandan manzaraya bakıp bir yandan kuş sesleri ile mest olmuşken Hidiv Kasrı'nda biraz ötede gölgelik alanda bahardan mı kuş seslerinden mi yoksa daha olası bir ihtimal aşktan mı mest olmuş bir çift gördüm. O kadar sevgi doluydular ki etraflarına dalga dalga huzur yayılıyordu. Birbirlerine uzun süre sarıldılar sarıldılar... Sonrasında her ikisi de dengesini kaybetti. Sendelediler... Ben de gülümsedim. Aşk sarhoşluğu ile sendelemek  dengeni kaybetmek kaç insana nasip olmuştur ki şu yeryüzünde... Hemen oradan kaçıp onları rahatsız etmemek için başka kuytu bir yer arayacaktım ki bir şey oldu; çiftimiz dans etmeye başladı... Kulak verdim müzik yoktu ama içlerinden gelen müziğe kendilerini vermişlerdi . Kendi kendilerine mırıldanıyorladı. I love you baby trust in me when i say.....

Onlar koyu gölgeli ağaçların altında kuş sesleri eşliğinde dans ededursunlar yavaşça oradan ayrıldım. 

Umarım içlerinden geçen şarkı hiç bitmez.

Ardından başka kuytu bir yer buldum ve kuş seslerini kaydetmeye devam ettim.

Buraya bir tanesini atacaktım ama sanırım blogger ses dosyası kabul etmiyor.

Koruda 2 tur attım. Manzara seyrettim. Çiçekçiye girdim, her bir çiçeği inceledim. Bol bol huzur topladım.

Rahat rahat döndüm. Allaha şükür...

2020 Bahar döneminin ilk gezisi de böyle geçti

Çok  güzel bir gündü.

Herkese bol huzurlu bol çiçekli günler...