2/18/2026

MÜZEVERSE, GALATAPORT

Bu aralar Defne ile hayatımız evden okula okuldan eve şeklinde geçiyor. Bu durumdan hiç de şikayetçi değilim. Hatta böyle tekdüze yaşamaktan, düzenli rahat sakin bir hayat sürmekten epey de keyif alıyorum diyebilirim lakin Defne'ye biraz kötülük yapıyorum sanki.

Defne'nin son zamanlarda ders dışında tek eğlencesi tableti oldu. Evde ne bir iş yapıyor ne bir hobisi var. Kitap da okumuyor müzik de dinlemiyor. Herhangi yapmak istediği heves ettiği birşey de yok. Aslında ödevlerden sonra başka bir şey yapacak zaman da kalmıyor.

Buna bir çözüm bulmam gerek.

Öncelikle reels kaydırmasın beyni çürümesin diye minecraft oyununu yüķledim. En azından zararsız bir oyun- diye biliyorum.- Ekran karşısında iken daha rahatım şu anda.

Biraz sosyalleşsin diye her fırsatta dışarı yolluyorum ya da arkadaşlarını evimize davet ediyorum. 

Başka da bir şey yok gibi.

Son günlerde harıl harıl etkinlik araştırıyorum. 

Bir kaç saat de olsa tabletten biraz uzak dursa benim için bir başarı sayılır.

Daha neler yapabilirim İstanbul'da ne var ne yok diye araştırırken Müzeverse'yi buldum.
(Bu arada İstanbul'da neler neler varmış hiç haberim yokmuş. Gerçekten de her bakımdan çok zengin bir şehirde yaşıyoruz.) 


Müzeverse Galataport'ta. 

Ben Galataport'a daha önce hiç gitmemiştim hatta adını bile hiç duymamıştım.

Oralarda araç park yeri sorun oluyor bu yüzden toplu taşıma ile gitmeye karar vermiştim ve ayarlamıştım.

Defne babam da gelsin deyip babasını aradı. O da tamam dedi.  Babası oraları iyi biliyor. Ben park yeri bulurum toplu taşımaya gerek yok dedi. Böylece Kemal'in arabası ile Fındıklı'ya geldik. Meğerse Galataport eskiden antrepo denilen Cruise gemilerinin yanaştığı yere yapılan yeni bir alışveriş merkezi imiş. Sahilde hemen İstanbul Modern'in yanında.

Ben buranın yeni halini çok beğendim. 
Eskiden buradan sahile erişim yoktu. O tekdüze sıkıcı depo mu işyeri mi anlayamadığım çirkin binaların yanında bol bol nargile çekilen dumanaltı hiç hoşuma gitmeyen kafeler vardı.
Şimdi o eski atıl köhne sevimsiz görüntü gitmiş, buralar harika capcanlı güzel bir yere dönüşmüş.

Galataport'un otoparkına inince ise daha da şaşırdım çünkü devasa bir yer altı otoparkı inşa etmişler. 

Bu otoparka o kadar sevindim ki...

Bundan böyle arabamı buraya park eder tüm sahili boydan boya rahatça gezerim inş.

"O" çıkışının yakınlarına park ettik ve üst katta hemen Müzeverse'nin önüne çıktık.

Lakin o gün tüm seanslar, hatta ertesi günkü tüm seanslar bile doluymuş. Önceden rezerve etmem gerekiyormuş. 

Neyse biz de sonra gelelim, o zaman buraları dolaşalım dedik

Önce Galataport'da sahili dolaştık. Sahil Kılıç Ali Paşa Camisi'nin oralardan başlıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi'ne kadar devam ediyor.

Manzara muhteşem.

Tarihi Yarımada harika görünüyor buradan. Topkapı Sarayı arkasında Ayasofya arkasında Sultanahmet, ön tarafta Eminönü'nde Yeni Cami, arkalarda Beyazıt Kulesi ve yine Beyazıt ve Nuruosmaniye Camileri var. ( Bu iki camiden emin değilim başka bir cami de olabilir.) Biraz daha yan tarafta İstanbul'un en güzel yerine konumlanmış tam olması gerektiği gibi siluetle uyumlu İstanbul'un en güzel görüntülerinden biri Süleymaniye Camisi var ve buradan şahane görünüyor. 

Yan tarafta Galata Kulesi önümüzde Kılıç Ali Paşa Camisi, Meydan Çeşmesi, Nusretiye Camisi, Tophane-i Amire. Üst tarafta Cihangir Camisi. Yan tarafta Dolmabahçe Sarayı, Boğaziçi Köprüsü diye gidiyor.

Süleymaniye İstanbul'un ruhuna tam anlamıyla nasıl uyumlu ise karşıda Çamlıca Tepesini boydan boya kaplamış gibi duran devasa boyutları ile Çamlıca Cami o kadar uyumsuz görünüyor gözüme.

Son dönem camilerinden biri olan Taksim Camisi tüm heybeti ile Taksim Meydanında insanı eziyor, istenen amaçlanan etkiyi gösteriyor gayet de meydana yakışıyor ve çok hoş duruyor. İnsan bu camiye bakarken sanki bu cami burada hep vardı hep buradaydı gibi hissediyor. ama aynı sempatik tavrı Çamlıca Camisi'ne gösteremiyorum. İstanbul'un bir tepesine bir tane daha cami eklenmiş ama eğreti duruyor. Ya da gözüm alışmadı bilemiyorum. Kısaca bir türlü beğenemedim.

Önümüzde ise canım Üsküdar, Kız kulesi, Salacak, Selimiye kışlası yan tarafta ise Adalar'ın bir kısmı var.

İşte böyle muhteşem enfes nefes kesen bir manzara.

Burada biraz dolandık ve boğaz havası aldık.  

Sonra Kemal "Gel Defne sana benim  ilkokulumu göstereyim" dedi. 

Kemalin çocukluğu buralarda geçmiş.

Önce hemen biraz ötede Namık Kemal İlkokulu'nu gördük. Okul kapalıydı. Giriş kapısından öteye geçemedik. Kemalin çocukluğundan da hatırladığı artık neredeyse bir ağaç gövdesi kadar kalınlaşmış gövdesi ile bir mor salkım sarmaşığı girişte tüm kapıyı kaplamış. Şimdiki okullarda böyle çiçekli bir giriş var mı? Baharları nasıl da güzel kokuyordur buralar. Ayrıca okul denizi görüyor. Denize nazır terasları var.

Kemal'in okuduğu sınıf da denizi görüyormuş. Çok normal bir şeymiş gibi anlatıyor. İşte İstanbul'da bazı çocuklar derslerini boğaza bakarak işliyor.

Abileri ile top oynadığı yerleri gösterdi. Kazancı Yokuşu'nda bulunan evlerine çıkan merdivenleri, teneffüslerde tost aldıkları ama şimdi yerinde yeller esen köşedeki kafeyi, okuldan çıkınca illaki sallandıkları salıncakları, çocukken annesinin çırak verdiği berber dükkanını, onun okumasına vesile olan hatta evinin karşısındaki ortaokula bizzat kendi giderek yazdıran şimdi ruhuna çok dualar ettiğimiz mekanı cennet olsun madamın evini, okuduğu ortaokulu ve liseyi, çocukken onlara çok büyük gelen maç yaptıkları ama gerçekte  küçücük minicik okul bahçesini, kardeşleri ile birlikte ayda bir kere ne isterlerse yiyebildikleri lokantayı kısaca çocukluğunun geçtiği sokakları gezdik.

Sonra da Dolmabahçe Camisi'ne indik. Kemal orada namaz kıldı. Oranın da onda önemli hatırası varmış.

Biz camide oturmuş huzurlu havayı teneffüs ederken bir adam 2 küçük oğluyla geldi. Hemen namaza durdular. Baba imamlık yaptı oğulları da ona uydular. 3. Rekatı kılarken biri zenci 2 kişi geldi. Onlarda hemen o adamın arkasına saf durdular. Biz de Defne ile onları izledik. Evet hiçbir aksiyon yok bunda evet çok sıradan bir olay ama neden bilmiyorum hoşuma gitti. 

Sonra geri döndük. Eskiden Adalar İskelesi'nin olduğu yerler şimdi Seyir Terası olmuş. Çok da güzel olmuş. Burayı da çok beğendim. Sonra Galataport'a geri geldik. Biraz buraları gezdikten sonra Popeyes'e geldik. Ben fast food hiç sevmem ve yemem ama nedense bu sefer yiyecekler çok lezzetli geldi. Çok acıkmıştım herhalde o yüzden. Defne de zaten tavuğu çok sever.

Sonra da evimize geri döndük. 

Bu hafta bir kaç gün öncesinden Müzeverse'ye rezervasyonumu yaptırdım.
Malesef yine geç kalmışım gündüz erken saatlerde tüm yerler tükenmiş akşam 17'ye yer bulabildim sadece.

3 kişi 3.000 TL ödedim.

Bugün önce Dolmabahçe Resim Müzesi ardından da Müzeverse'ye gideriz diye düşünmüştüm. Hatta belki arada  Dolmabahçe Sarayı'nı da gezeriz demiştim. Defne mırın kırın etti ben nasıl yürüyeceğim vs dedi. Neyse o kısmı iptal ettik. Zaten o kadar korkunç bir trafik vardı ki bir buçuk saatten fazla trafikte kaldık. Ancak yetişebildik. Resim Müzesi'ne de vakit kalmadı.
 
Kemal gelirken bu sefer de Taksim tarafından getirdi. Gümüşsuyu'nda tam da stadın karşısında top oynadıkları yerleri gösterdi.  Şu anda buraları görünce garip geliyor. O kadar değişti ki her yer buralarda bir çocuğun top oynayabileceğini düşünemiyorum bile.

Bugün hava çok daha güzeldi. Manzara yine enfesti. Bu sefer ta arka taraflarda Samanlı Dağları bile net görülüyordu.

Önce biraz sahilde dolaştık sonra da müzeye geçtik.

Müzeverse'de biz Yaşamın Ķökleri'ne bilet almıştık.

Önce eşyalarımızı dolaba kilitledikten sonra sıramızın okunmasını bekledik.

İsmimiz okununca kısa bir bilgilendirme yapıp başımıza bir kask taktılar.
Nasıl yapmışlar nasıl bir teknoloji bu bilmiyorum ama bir kaç dakika sonra 3 boyutlu bir evrende bulduk kendimizi.


Bu fotoğrafları google görsellerden aldım.

Dünyanın ilk oluşumundan başlayıp günümüze dünyamız kadar genel bilgiler vardı.

İlk canlılar dinozorlar devasa bitkiler sarmaşıklar okyanusların altı vs harikaydı.


Hepimiz çok güzel bir vakit geçirdik.

10 üzerinden 10 verdim ben.

Bence çocuklar çok daha fazla sever burayı.

Müzeverse'den çıkınca biraz gezdik. Sonra da yine popeyes'de yemek yedik. Yine geçen hafta olduğu gibi tam Topkapı Sarayı'nı
gören masaya oturduk. 

Sonra yeniden bu sefer İstanbul'un gece halini seyrettik. Işıl ışıl bir İstanbul'du gördüklerimiz.

Sonra da artık dönüş yoluna geçtik. Otopark bu sefer de 426 TL tuttu. 

Çok uzun çileli bir yolculuktan sonra evimize gelebildik. 

Bugün 3 saatten fazla trafikte kaldık. Kemal daha da gelmem buralara dedi. 

Bence tüm çileli yolculuğa rağmen değerdi. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder