9/30/2026

EYLÜL 2026


Eylül ayına gelip de havalar biraz soğuyunca eskiden her eylül ayında yaptığım gibi bu yıl da Eylül kitabımı okudum.

Bir ara bu kişisel geleneğimi aptalca bulup bırakmıştım. 
Çünkü artık aşka inanmıyordum.

Çünkü aşk artık benim için sadece masallarda görülen mitolojik bir varlık, kaf dağlarının ardında güzel tüylü bir anka kuşuydu.

Çünkü aşk olsa olsa herkesin dilinde olan ama sadece bir kaç şanslıya gölgesinin düştüğü bir Hüma kuşu idi.

  Eylül'ü okumaya kalktığımda yazılanlar beni sadece güldürmekle kalmıyor ama aynı zamanda asabımı da bozuyordu. 

Sonra yeniden okumaya karar verdim. 
Aşka inandığım falan yok hâlâ, tek sebebim; geleneklerimden vazgeçmek istemiyorum.

Aşk konusunda da inanmıyorum demeyelim de bu işlerin bir nasip kısmet meselesi olduğunu düşünüyorum artık.

İnsan bazen hep arar ama bulamaz. 

Bazen de bulur ama artık çok geçtir.

Her şey zamanında ve yerinde güzel.

Bir keresinde aynı yurtta kaldığım sevdiğim bir arkadaşımla millet bahçesinde yürüyüş
yaparken müzmin bekarlığımıza dair konuşuyorduk. 

" Benimki galiba öldü bu yaşa geldim bulamadım onu" demişti. 

(Sonradan evlendiğini çoluk çocuğa karıştığını duydum inşallah çok mutludur.)

Çok eskiden daha yeni öğretmenken bir rüya görmüştüm. Her tarafta bir kalabalık bir hareketlilik vardı. Ne oluyor diye bakınırken üstümde çok güzel bir gelinlik görmüştüm. Ben evleniyormuşum. Bu benim düğünümmüş. Kimle evleniyorum ki ben diyerek merakla dışarı çıkmıştım. Bir araba vardı bizi evimize götürecek olan araba. Tam ona binecektim ki o sırada şoför koltuğuna oturacak olan kocamı gördüm. Sarıya yakın kumral saçları boyu posu ile gayet hoş görünüyordu. "Ama ben senin ismini bile bilmiyorum" demiştim o da " Benim ismim Haram" demişti. 

Sonra da uyanmıştım. Yıllarca Haram ismini düşündüm. Bilinçaltımın bu kocayı bana neden haram ettiğini çok düşündüm ama hâlâ bir neden bulabilmiş değilim.

Evlenmeden önce bu rüya aklıma bile gelmemişti. (Gelse bile bir rüya ile amel edecek değilim.) Evlendim, çocuğum da oldu. Ama bazen ara ara bu meseleye hâlâ kafa yorarım. 

Belki de bir neden yoktur.

 Belki sadece o anda beynimdeki anlık elektriksel çakmalar böyle saçma bir cümle kurmama neden olmuştur.

Ayrıca her olayda bir neden-sonuç ilişkisi kurmak her şeyde bir anlam aramak neden?

Her olayla yaşam puzzle'nın bir parçasının tamamlandığına, sonunda anlamlı bir resim bulacağımıza dair inanç kim tarafından ve ne zaman içimize atıldı?

Pek çok manaya gelebilecek ama aslında anlamı olmayan şeyler yaşadım. Neden onları yaşadım bilmiyorum. Şimdiye çoktan çözmüş olmalıydım ama bir demir düğüm yığını halinde hepsi de içimde dipte çökmüş duruyorlar.

Belki de anlam falan yoktur.

 Anlam bu dünyaya katlanabilelim diye insanoğlunun doğa kanunlarına karşı uydurduğu birşeydir belki de.

Belki de doğada sadece rastlantılar olasılıklar vardır.

Belki de kosmosda sürüklenip duruyoruzdur.

Oysaki bazı insanlar bir tüy tanesinin bile nedensiz, sebebsiz uçmayacağını, herşeyin Allah'ın ilmi dairesinde olduğunu düşünür.

Bu şekilde düşünmek, suyun eninde sonunda yolunu bulacağını bilmek, dünyanın, tarihin bir amacının olduğunu ve buna doğru ilerlediğini düşünmek insana ne kadar da iç huzuru veriyordur kimbilir. 

Bir zamanlar böyle insanlarla yanyana bulunma şansına erişmiştim.

Yanlarında dururken bile onlardan akıp gelen o içten sıcak şeye hemen kapılırsınız.

Hareketlerinde yürüyüşlerinde duruşlarında bir güzellik vardır. 

İçlerinin güzelliği yüzlerine vurmuştur.

Zaten bazı insanlar serapâ huzurdur,  nurdur. 

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُۚ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا

Onlara bakınca insan Allah'ı hatırlar da yeniden iman edesi tutar. 

Bazen de insan onlara bakınca sadece ağlamak ister. 

Sadece ağlamak... Geçen günlere, yıllara boşa geçmiş ömre, herşeye...

Şu anda cama yağmur damlaları vuruyor. Bir kaç gündür hep yağmur var İstanbul'da. Gece ara ara uyanıyor yağmurun sesi ile yeniden uyuyorum. 

İçimde derin bir keder...

Neden böyle oldu ki diyorum.

Madem olmayacaktı neden olur gibi oldu ki.

Sanki yolculuğum yarım kalmış gibi, 

Yürümüş yürümüş ama hedefe varamamışım gibi,

Çalışmış çabalamış ama herşey boşunaymış gibi.

Artık ne istiyorum bu hayattan ne bekliyorum ben de bilmiyorum. 

Bazen herşeyden vazgeçiyorum.

Hiç bir istek ve beklentimin kalmadığı bu dünyadan artık gönül rahatlığı ile gidebilirim bile diyorum. 

Ölümü çok mutlulukla karşılayacağım gibi geliyor. 

Sonra ama içimde çok zayıf bir ses, küçük bir kuş (evet 50 küsur yaşında insanların da yüreklerinde minicik bir kuş şakıyor olabilir.) hayır ama hayır daha bitmedi diyor. 

Vazgeçmekten vazgeçiyorum.

....


Yukarıdakileri yazarken epey hastaydım. Hep de yağmur yağıyordu. Hava hep griydi.

Hasta hasta hava da kötü olunca depresyonum artmış neler de yazmışım  ama silmeyeceğim. 






Evet, bu ay entelektüel manada neler yapmışız bir bakalım.

Öncelikle Eylül'ü okudum. 

 Eylül'ü okuyanlar bilir. Suad ile Necip'in piyano başında geçen epey bir sahneleri var. Bazı aryalardan operalardan parçalardan söz edip dururlar. 

Klasik müzik olarak kitapta geçen klasik parçaları dinledim bu ay. 

Yani epey bir klasik müzik dinledim diyebilirim. 

Bu müzikleri dinlerken güzel kanallar da buldum onlardan da bir sürü karışık parça dinleyip durdum.

Bu ay pek çok klasik müzik parçası dinledim ama farklı olarak bir de opera izledim. 

Ben daha önce hiç operaya gitmedim. Yıllardır Akm, Süreyya Operası vs takip eder dururum ama hiç cesaret edip de bilet almamıştım.

Sonra neden youtube'dan izlemiyorum ki dedim.  

Chapgpt ilk olarak Bizet Carmen'i önerdi. Türkçe altyazılı bir Carmen bulamadım. Ben de ingilizce altyazılı olanı buldum.
Her gün 15-20 dakika izleyerek bitirdim.

Sonuç: Ben opera insanı değilmişim. Hiç beğenmedim. 

Tamam bazı müzikler bazı aryalar güzeldi. Onları zaten ben sürekli dinliyorum. Daha önceden bilmediğim bir kaç aryayı da bu opera sayesinde öğrendim. Ama bu kadar. 


Eylül'ün dışında bu ay bir de Hermann Hesse'nin Siddhartha'sını okudum. Daha önce de okumuştum zaten. Beğendim ama bu kitap neden bu kadar meşhur bilemiyorum. O kadar da değil yani. 

Siddhartha'yı okumuşken de Hindu şair Tagore'un evde şiir kitabı vardı. Bir de onu okudum. 





Şiir kitabı olarak bir de Cahit Koytak'ın yoksulların ve şairleri kitabı' nı okudum.
Şiir insanı da değilim ben. Hiç sevemiyorum anlamıyorum. Neyden bahsediliyor çoğu zaman onu bile anlamıyorum. 

Yine de her şiirini okudum bu kitabın.



Bence bu şairler kendi aralarında buluşuyor konuşuyor ya da mektuplaşıyorlar. Kendilerinin anladıkları ortak bir dilleri var. Bir tek kendileri anlıyor bu şiirleri.
...

Cahit Koytak'ı okurken şimdiye dek bir kere bile hatırlamadığım 2002 yılına ait bir anı geldi aklıma. 

Ben üniversitede öğrenci iken bir yurtta kalıyordum. Orada öğrencilerimiz vardı. Bir keresi de bir kız öğrencimizin babası yanında çok genç bir kadınla gelmişti. Adamın epey bir yaşı vardı. Yanındaki çok genç ve güzel kadın ise eşi imiş.

Bana bir dede gibi görünen bu bey önceden başka biri ile evliymiş. Eşi vefat edince bir kaç ay içinde başka bir hanım ile evlenmiş, o evliliğinden de bizim öğrencimiz doğmuş. Öğrencimizin annesi vefat edince daha 40 gün geçmeden yanındaki genç ve güzel bayanla evlenmiş ki hayret etmiştim bu güzel kadının bu adamın yanında ne işi var diye. 

Neyse bu adam şairmiş ama ben ismini hiç duymadım. Sürekli ama sürekli kendini övüyordu.

Bir gün bana şiirlerini yazdığı defterini verdi  ve dedi ki " Bu defteri kaplarsan iyi olur, içindekiler çok değerli. " tamam dedim. Ben de defteri zarar görmesin diye şeffaf bir kapla kapladım ve dikkatli okudum.

Şiirleri de zorla okudum bu arada. Almaz olaydım bu defteri demiştim hatırlıyorum, onları da hiç anlamamış ve hiç beğenmemiştim. 

Şimdi düşünüyorum da belki de gerçekten meşhur şairlerdendir ve şiirleri de edebiyat camiasında değer gören şiirlerdir.

Bir kaç hafta sonra defteri teslim ederken dediğiniz gibi defteri kapladım, zarar gelmesin diye dikkatli okudum, teşekkür ederim dedim. 
 
İsmini unuttuğum şairimiz ama ben böyle kastetmemiştim ki dedi. Ben de ne kasdetmiştiniz dedim. 

Sonra anlattı. 

Meğer çok meşhur şair olduğu için arkadaşlarımın kapış kapış defteri alacaklarını hatta gizlice kaçıracaklarını şiirleri birbirine okurken defteri parçalayacaklarını falan düşünüyormuş. 

Arkadaşlarıma sordum edebiyatçılar da dahil hiçbiri de tanımıyordu bu adamı. 

Beni herkes tanıyor dediği bir zaman da "Yok benim edebiyatçı arkadaşlarım tanımıyor sizi "dediğimde çok bozulmuştu. 

Hayatımda bu kadar yüksek egosu olan biri görmedim.
 
Ben de bir bayram, evlerine bir bayram kartı yolladım. (Okul idaresi herkese kart yollamamızı istemişti)  Kartın üzerinde 

 "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi sevmez"

şeklinde bir ayet vardı.

 Özellikle onu seçip yolladım. 

O kadar o kadar sinirlenmişti ki üşenmemiş bana karşı o da bir kart yazmıştı.
Üzerinde de mümin müminin aynasıdır diyerek başlayan yazı vardı. Yani sen koskoca bir şairsin ben hiç şiirden anlamayan basit bir öğrenciyim bu savaş neden hiç anlayamamıştım.

Sonra kart da yetmedi okula gelip ben iyi bir insan olmasa imişim niyetimin temizliğinden emin olmasa imiş gidip idare ile konuşurmuş da ben nasıl böyle bir kartı ona yollayabilir mişim bu cüreti nereden alıyor muşum da konuşup durmuştu. 

Arkadaşlarım bu adam kafayı sana taktı dikkatli ol deyip sürekli beni uyarıyorlardı. 4. eşi de sen olacaksın bu gidişle deyip dalga geçiyorlardı. Bir daha gelirse biz de yanında gelelim tek başına görüşme yapma vs demişlerdi.

Sonra bu bey bizim okulun kütüphanesine kitaplarını bağışlamış. Binlerce kitap yani...
 Yemin ederim hiç üşenmemiş hepsine de binlerce kitaba dolma kalemle ismini yazıp imza atmış artı Hediyemdir vs yazmış.

İşte Cahit Koytak okurken de o herkesin onu tanıyormuş gibi konuşmaları kendini benzettiği şeyler vs bana o adamı hatırlattı. 


...


Bu ay vakit bulup birkaç video izlemeyi de başardım.

 * Evrim Ağacı Zaman Hakkında Ne Biliyoruz?

* Evrim Ağacı Tarihin En Büyük Yalanı Geri Dönüşüm

Bu ay pek çok film izledim.
 Konsantre sürem biraz artmış mutluyum. Yine de hiçbir filmi tek seferde izlemedim
 Hep 15-20 dakika bölümler halinde izleyip tamamladım. 


Okuduğum Kitaplar 

09.09.2026 Eylül Mehmet Rauf

26.09.2026 Siddhartha Hermann Hesse



Ayın Şiir Kitabı

* Cahit Koytak yoksulların ve şairlerin kitabı

* Rabindranath Tagore 101 şiir




İzlediğim Filmler

* Inception Cristopher Nolan 

* Prometheus Ridley Scott

* Lucy 09.09.2026

* Arrival 09.09.2026

* Don't Look up 26.09.2026

* Coco 01.09.2026


Dinlediklerim

* 28.09.2026 Bizet Carmen operası

* Eylül'de geçen klasik parçalar


Videolar:

* Evrim Ağacı Zaman Hakkında Ne Biliyoruz?

* Evrim Ağacı Tarihin En Büyük Yalanı Geri Dönüşüm



....



 Bu ay bir de bisiklet kullanmaya başladım.

Bazı insanlara çok basit gelebilir ama benim için çok büyük bir adımdı. En son çocukken bisiklete binmiştim. Sonradan bir kaç kere daha bisiklete binmişliğim var ama kontrollü bir sürüş değildi bunlar. Hep dengesiz bir şekilde boş alanlarda kalbim çarpa çarpa mutlu olamadığım sürüş denemeleri idi.

Bu ay Defne'ye bisiklet alınınca hadi bende bir deneyeyim dedim. 

Akşam karanlık çöküp çoluk çocuk evine dönüp park boşalınca aşağıya indim. Önce sadece bisikletin üstünde oturdum. Alışmaya çalıştım sadece pedal çevirdim.

2. sefer sadece kameriyenin etrafında tutunarak biraz dolaştım.

3. sefer parkta düz yol üzerinden gidiş dönüş yaptım. Bir kere çalıların üstüne düştüm. Defalarca dengemi kaybettim. Ama sonunda oldu.

Daha sonra millet bahçesine gittim. 

Artık rahat rahat bisiklet kullanabiliyorum ama kaslarım hala yeterli çalışıyor diyemem. Hemen yoruluyorum.

Bir yıl süre verdim kendime. Bacak kaslarım ancak oluşur ve rahatlıkla ve keyifle bisiklet kullanabilir hale gelebilirim diye umut ediyorum. 


Son olarak yukarıdaki yağlı boya eser Fransız ressam William Adolphe Bouguereau tarafından 1873 yılında yapılmıştır.  

Eserin ismi Nymphes et Satyre

Türkçesi  Nympheler ve Satir


Mitolojide yarı insan yarı keçi olarak bilinen ve şehvetleriyle öne çıkan Satirler, genellikle orman perilerinin (Nymph) peşinden koşar ve onları kovalar. Ancak bu tabloda roller değişmiştir. Nehir kenarında yıkanırken kendilerini dikizleyen veya rahatsız eden Satir'i fark eden periler, bu kez kaçan taraf olmamış ve onu suçüstü yakalamıştır.

Mitolojik inanışa göre Satirlerin derin sudan korktuğu ve yüzme bilmediği rivayet edilir. Bu yüzden perilerin yüzünde neşeli, şakacı bir intikam ifadesi varken; ayağı suya değmeye başlayan Satir'in yüzünde net bir panik ve direnme ifadesi görülmektedir.


1 yorum:

  1. Aşk gerçekten insanı değiştiren dönüştüren bir şey.İnşallah sizi de yakın zmanda bulur.Anınıza çok. güldüm :) .Eylül kitabını bilmiyordum.ben de okuyacağım.en sondaki resim için de Sanat tarihi okumaya başlayınca (miyoloji vs )artık bir anlam kazanıyor .eskiden resimlere boş bakardım.bir şey ifade etmezdi .şimdi öğrenince anlam kazanıyor

    YanıtlaSil