8/04/2026

REEUWİJK, HOLLANDA'DA 3. GÜNÜMÜZ

25.07.2026 Cumartesi

Geçen yıl Hollanda'ya geldiğimizde hep üşümüştük. Çok yağmur yağmıştı.

Bu sene ise geçen yılın aksine çok sıcak.

 Osman hiç bu kadar sıcak görmediğini söylüyor. İnanılmaz ama ev bugün 30 dereceyi geçti. Sıcaktan gezme planları dahi yapamıyoruz. 

Her seferinde Hollanda böyleyse İzmir kim bilir nasıldır demekten kendimi alamıyorum.

Hollanda ile ilgili planlarımızı askıya aldık. Bunaltıcı hava dalgası geçinceye kadar buralarda takılacağız.

Bugün buraya yakın olan göle gitmeye karar verdik. Reeuwijk bize 12 km uzaklıktaki bir göl. Bilaller genellikle sabah erkenden daha kimseler uyanmadan kahvelerini alıp bisikletle bu göle gidiyorlar. Biraz dolaşıyorlarmış oralarda. Sonra da Plus'den  ( plüs diye okumuyormuş burada.) ekmek kurabiye vs alıp geliyorlar. Sonra da kahvaltı yapıyoruz. 

Bugün kahvaltıdan sonra çıktık Reewijk-Brug'da 2. el dükkanına uğradık. Hollanda'da 2. el dükkanları çok yaygın. İçinde her şey var. Her kesimden her tipten insan gelip alışveriş yapıyor. Osman Defne'ye mayo alalım diye getirmiş bizi buraya. Sonuçta sadece bir gün giyeceği için fazla para vermeye gerek yok diye düşünmüş. Ama benim yine de içime sinmedi. Buradan mayo almadım.

 Sonra Gouda'ya geçip yine Hollanda'da çok yaygın olan mağaza Action'a geldik. Oradan Defne'ye mayo aldım. Mayo 5 euro imiş. Bana çok uygun geldi. Bunun dışında bazı deniz-piknik malzemeleri aldık. Yer örtüsü, top, badminton, mayo, sahilde oynamak için bir oyun, yiyecek içecek, kola cips kruvasan...

Hepsi 40 euro tuttu. 

Reeuwijk'e geldik. Burası güzel bir kumsalı olan bir göl. Kumun ardından yemyeşil bir çim alan başlıyor. Arka taraflarda ise ağaçlık bir alan var. 

Bugün de nasıl kalabalık. Sıcaktan bunalan kendini buraya atmış.

Gölge bir yer bulup yerleştikten sonra Defne'ye mayosunu giydirdim tam oldu çok şükür. Bu arada göl kenarı olmasına rağmen tuvaletler temiz ve içinde tuvalet kağıdı var. Gavur Hollanda halen beni şaşırtıyor.

Sahilde bir tane bile çöp izmarit vs yok. Her yer tertemiz. Bir tane bile çekirdek kabuğu görmedim.

Her tarafta ördekler var. Suda insanlarla birlikte ördekler de yüzüyor. Çimlerde güneşlenenlerin arasında onlar da tünemiş dinleniyor.

Osman Bilal Ege Bora ve Defne bir güzel yüzdüler. Su sıcacıkmış. Ama tabi burası bir göl suyu. Bizim oraların suyu gibi değil. Rengi dokusu kokusu bizim oralardan farklı. 

Sonra sahildeki filede top oynadılar. Frizbi badminton voleybol futbol hatta istop oynadılar. Osman'ın aldığı ismini bilmediğim bir oyun oynadılar. Çay kahve yaptık. Kurabiye çikolata kruvasan vs yedik. Çok güzel zaman geçirdik. 

Bir ara etrafı gezmeye çıktım. Gölün arka tarafta da kanallar vardı. İnsanlar bisikletle geçiyordu. 

Orada bir gri balıkçıl gördüm.

Buralarda ördeklere kuğulara kazlara ve sakarmekelere alışığım ama gri balıkçıl görmemiştim şimdiye dek. Bu sene ise nereye gitsem bol bol görüyorum. Bu da ördekler ya da kuğular kadar yaygın bir kuşmuş.

Bugün sahilde çok dikkatimi çeken şeylerden biri de buradaki insanların sağlıklı ve fit görünüşleri. Sürekli bisiklet kullandıklarından sanırım herkesin vücudu neredeyse mükemmele yakın. Bizim Altınoluk sahilindeki insanlarla alakası yok. Selülitli göz yoran vücut neredeyse hiç görmedim. Bu arada cılız da değiller hem erkekler hem kadınlar gayet biçimli güzel hatlara sahipler.

Burada Surinamlılar çok fazla. Bazen Dutch ırkından bir adamla saçları kıvır kıvır kabarık, kıvrımlı hatlara sahip zenci bir kadın görüyorum, yanlarında biri zenci biri neredeyse beyaz saçlı çocuk birlikte oyun oynuyor. Çocuklar o kadar sevimli ki gözlerimi alamıyorum. 

Akşama doğru artık toparlandık.

Daha sonra Lidl'e uğrayıp alışveriş yaptık. Eve yiyecek birşeyler aldık. 60 euro tuttu.

Akşam eve gelince çorba makarna ve mücver yaptık.

Güzel bir gündü.


....


Bu arada bu evde 7 kişi kalıyoruz. Allah'a şükür kalabiliyoruz. Lakin annemle yaşamak bazen çok zor oluyor. Yani annem benimle çok uğraşıyor. Kardeşlerimin canını sıkmamak için sesimi çıkarmıyorum, onlar üzülmesin diye her seferinde alttan alıyorum ama bazen çok zorlanıyorum. 

Annem bu akşam durup dururken geldi, "Bana hava atar gibi alışveriş yapma!" dedi. Yani nasıl böyle bir şey düşünür aklım almıyor. Osman bana ev yemeği yapın dediği için et kıyma yoğurt patlıcan muz domates salatalık avakado rokola kola cips çikolata vs aldım. Yani bu nasıl hava atmak oluyor neden böyle düşünüyor bilmiyorum. Yani annemin söylediklerini kaale almamam lazım ama gerçekten artık güçlük çekiyorum. 

Bugün markette Defne'yi de ağlattı. ( Bir alışkanlık olarak Defne'ye de çok karışıyor,  alışık değil kuzucum dayanamıyor.) Tüm çocukluk travmalarım gün yüzüne çıktı bir anda. Küçükken ve dahi büyüdüğümde beni de hep ağlatır sonra da ağlak derdi halası kılıklı derdi huysuz kız derdi. Daha da çok ağlatırdı. Hep bir ezme hep bir aşağılama hep sen ne bilirsin davranışları.

Hatta annem Defne'ye bu şekilde müdahale ettikçe " Canım annecim sen nasıl dayandın sen nasıl bir çocukluk geçirdin." der sarılır bana 10 yaşındaki çocuğum. Bu seneyi annemle geçiren Ege de "Hala bir yılda saçım beyazladı."  diyor. Bir de "Hala babaannem sen telefonu kapattıktan sonra bile arkandan konuşuyor." diyor. Bana müsrif diyormuş.

Annem kardeşlerime ya da Eylem'e değil sürekli bana sarıyor. Bana bakınca ne görüyor da asabı bozuluyor ya da ne göremiyor da hayal kırıklığı yaşıyor bilmiyorum. Ya da daha olası ihtimal gücü bana yetiyor.

Sürekli açık arıyor sürekli laf sokuyor. Onu takmadıkça dozajını artırıyor. Geçen yemekte muhabbet ediyoruz normal konuşuyoruz. Gülüyoruz. Bana "Sen sus!" dedi. Ben de efendim? dedim "Sen konuşma!" dedi. Ben de duramadım eskiden olsa ağlardım bu eziyet neden diye kafayı yerdim ama bu sefer öyle yapmadım "Ben neden konuşmuyormuşum? "dedim hemen Osman " Abla gerginlik istemiyorum." dedi. Tamam üstelemedim ama epey bir canım sıkıldı.  

Anneye üf bile demeyin kültürü ile yetişmiş biriyim. Son bir kaç yıla kadar annem söyledi ben sustum o yaptı ben sineye çektim ama artık ben de 50 yaşına geldim, dayanamıyorum. 

Geçen Defne noddle istedi tamam ama kendin yap dedim. Suyu tencereye koydu ben koltukta idim. Sonra bir baktım minik tencereyi getirdi anne su yeterli olmuş mu dedi. Annem " Sen bana getir ona ne diye soruyorsun!"  dedi.  

" O ne bilir"

Hayatım boyunca özel gereksinimli çocuk muamelesi gördüm annem tarafından. Takdir aldığımda bu nasıl takdir alıyor diyordu. Okul birincisi olduğumda bu nasıl birinci oldu demişti.

Bizim evde atasözü gibi olmuş bir söz vardır;  " Bu kız nasıl üniversiteyi kazandı?"

Her zaman Forrest Gump'daki gibi özel bir insanım da herkes beni idare ediyor diye düşündüm. Hiç kimsenin beni gerçekten sevebileceğine samimi bir dostum arkadaşım olabileceğine inanamadım. 

Şu anda bile bunları yazarken acaba yanılıyor muyum gerçekten aptalın tekiyimdir belki de annem iyiliğimi düşünüyordur diyorum.

Ömrümde ilk kez bu yıl artık iç dünyamda baş kaldırdım. Asıl zeka geriliği olanın, hepimizin idare ettiği kişinin annem olduğunu sırf beni kıskandığı evet kıskandığı için beni ezdiğini parça parça ettiğini düşünüyorum.

Ya da belki kendi çocukluk travmaları yüzündendir. 

Kendisi ailesi tarafından hiç değer görmediği için beni sevdiği halde değer veremiyordur. Açıkçası artık bunları da düşünmemeye çalışıyorum. Tek istediğim kendimi ve Defne'yi korumak. 

Geçen kahvaltı hazırlıyorum. Neye elimi atsam bir şey buldu. Tabak koyuyorum o olmaz ötekini koy diyor ötekini koyuyorum başka bir şey buluyor. Yemin ediyorum başımda dikildi aranıyor. Anne neden bakıyorsun ne arıyorsun ne yapacağımı düşünüp de bekliyorsun dedim ne bakacağım sana dedi işine döndü. 

Ne söylesem ama ne söylesem sırf bir itiraz olsun diye yok öyle değil şöyle diyor.

Mesela başka bir akşam Osman'ın eve alacağı eşyaları konuşuyorduk. Tencere konusu geldi. Ben de "Tencere ömürde bir kere alınan sürekli kullanılan bir şey. Kaliteli bir tencere al. Ucuz tencerelerin tabanı ince oluyor. Tabanı ince tencerelerde yemek de güzel olmuyor." dedim. Annem neden olmuyormuş gayet de güzel olur dedi. Tamam dedim oluyordur ama sen yine de kaliteli bir tencere al. Sürekli değiştirilen bir eşya değil. Annem de üzerine başka bir şey dedi konu uzadı gitti. Yani ne söylesem bir tencere mevzusu bile bir tartışma konusu oluyor evde. 

Bilal Osman dalgaya vuruyorlar. Sen ne bilirsin sus diyorlar. Şaka olduğunu biliyorum ama işte ama...

Geçen ortalıkta pis bir kağıt mendil buldum. Tam çöpe atıyordum ki atma atmaaa diye bağırdı. Artık neden diye düşünmüyorum ben mantık aramayı bıraktım. Mendili götürdüm önüne koydum. 

Geçen yağmur yağıyordu. Normalde burası çok sıcak ama o  gün yağmurluydu. Ben bir çamaşır yıkayım da asayım dedi. Ben de olur yıka da as dedim. "Yağmur yağarken neden?" bile demiyorum. 

Yoruldum...

Allah'ıma büyük söylemeyim ama bir daha annemle herhangi bir yere gitmeyi düşünmüyorum. 

1 yorum: