8/10/2026

HOLLANDA'DA 12. ve 13. GÜNÜMÜZ

03/04 Ağustos 2027

Pazartesi ve Salı 

Havalar hâlâ çok sıcak.

 Bu iki gün Reeuwijk'e göle gittik. 

Bu tatil Defne'ye yaradı.

Bu kadar çok denize gideceğimizi bilsem ben de mayo alırdım. 

Defne suya girerken ben de Harry Potter kitabımı okuyorum. Etrafı seyrediyorum. Osmancığımla muhabbet ediyorum.

Burada gölde pek çok kuş var. 

Hep birlikte yüzüyor insanlar. 

Üstte fotoğraftaki yaban kazı ya da boz kazmış. Bildiğin otlanıyor. Çok garipsedim. İnsana da alışmışlar dibimize kadar geldiler. Belki yarım saat oturdum onların kırt kırt otlanmasını izledim dinledim. Terapi gibi geldi.

Otlanırken yoruluyorlar sonra da oturdukları yerden otlanmaya devam ediyorlar. Bazen de uyuyakalıyorlar.

Bu da suda yüzerkenki halleri.


Bu aşağıdakiler de bisiklet klaksonu gibi öten sakarmekeler. Bunların yavruları o kadar tatlı oluyor ki anlatamam. Kapkara bir yumak.


Bunlar da yaban ördeği


Bunlar da insana alışmış dibimizde dolanıp duruyorlar.


Defne ile arka taraflara yürümeye gittik.

 Oralarda da kanallar ve minik gölcükler var. 

Defne daha önce yengesi ve dayısı ile bisikletle gelmiş buralara. Bana köpekler için ayarlanmış gölü gösterdi. Burada da köpekler yüzüyormuş. Biz gittiğimizde köpek yoktu. Onun yerine bir sürü ördek vardı. Kendi gür seslerine ince cılız ördek sesleri karışıyordu. Her yanı lotus kapladığı için yavruları göremedik ama seslerini gayet net işittik.

Akşama doğru eve döndük.

Bu sene geçen yıldan farklı olarak çok sıcak günlerde ara ara eve doğru çok fena kokular geliyor. Rüzgarın yönüne göre bazen bir 5 dakika kokuyor bazen yarım saati buluyor. Koku gelir gelmez camları kapıları kapatıyoruz. Babamın köyüne yılda 2-3 gün gittiğimiz için gübre kokusunu biliyorum. İnek koyun kokusunu tolere edebilirim. Ama bu hiç bilmediğim korkunç bir koku. Osman'ın dediğine göre tarlaları ara ara domuz gübresi ile gübreliyorlarmiş. Bu onun kokusu imiş. Yani insanda iştah bırakmayan hayattan soğutan iğrenç bir koku. Sıcaktan sanırım daha da kötü kokuyor.

İşte bugün de eve geldiğimde şöyle bahçede bambu koltuklarda biraz oturayım dedim. Yarabbim nasıl bir koku var etrafta. Etrafta ölü bir kedi karga kuş aradım. Tuvalet mi taştı acaba diye kontrol ettim o kadar kötü bir koku. Yine domuz gübresi atılmış. İyi tarafı şu ki bir yarım saat içinde tamamen bitti. Rüzgar başka tarafa doğru esti sanırım.

Bu arada annem domuz kelimesinden bile rahatsız oluyor. Söylemeyin o kelimeyi diyor. Kendisi o hayvan ya da dağ hayvanı diyor.

Domuz demişken burada en zorluk çektiğimiz şeylerden biri yediğimiz şeylerin içeriği idi. Her şeyi kontrol edip almak bazen çok yorucu oluyor.

Et ise daha da büyük sorun oldu. Önce evin buzluğundaki kurban etlerinden kullandık. (Osman'ın arkadaşı bu etleri kullanın dedi.)

Sonra et almak gerekti. 

Markette etin üstünde inek resmi varsa o dana etidir kesinlikle. Bu marketler Türkiye'den daha güvenilir bana kalırsa lakin burada hayvanlar besmele ile kesilmediği için yine de bizim için sorun. 

Ben başta bir kaç etli yemek yedim ama sonra içime sinmedi. Sonra hep çay kahvaltı domates peynir yedim. Daha çok vejetaryen beslenmeye çalıştım.

İlk geldiğimizde Türk Market'e gidip alışveriş yapacaktık. Türk kasaptan toptan et kıyma tavuk vs alalım demiştik. Ama sonra Lidl'da dana eti yazan ürün mü yoksa bu kadar aleni domuz yetiştirilen yerde Türk markette satılan dana eti mi, hangisi daha güvenilir diye düşündük. İki üç dakika bir sessizlik oldu. Sonunda ( maalesef)  Lidl dana eti bize daha güvenilir geldi. 

Biz 3 yıl önce yine Amsterdam'a geldiğimizde annem kaldığımız otele yakın bir Türk market keşfetmişti. Nasıl sevindik anlatamam. Sonra annem oraya gidip biraz alışveriş yapmış peynir yoğurt zeytin vs. almış. Orayı işleten kadın o kadar sinir bozucu imiş ki annem aldıklarını kasada bırakıvermiş. Otele dönünce ne alacaksanız Albert Heijn'den alın demişti.

Çok üzülerek söylüyorum ki burada Hollanda'da Türkler ahlaksızlığı ile nam salmış. Biz de Türküz bunları yazarken utanıyorum üzülüyorum. Mesela bir araba alacaksın biri Türk diğeri Dutch. Türkler bile Türklerle alışveriş yapmayıp daha fazla para verip arabayı Dutch'tan alıyorlarmış.

Buraya Türkiye'den gelen Suriyeliler Türklerin onlara maaşlarını eksik verdiklerini, paralarını tam vermediklerini, kiraları yüksek tuttuklarını ve Türklerin Araplara çok kötü davrandıklarını, ırkçılık yaptıklarını söylüyor. Kim yalanlayabilir ki.

Benim kardeşim ve arkadaşları gibi dürüst düzgün Türkler de var elbette. 

İşte böyle...

Yazacak başka bir şey yok. 

Günler su gibi huzurla akıyor burada. 

Her günümüz bir öncekinden güzel olsun inş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder